E-Bülten

Haberler

Tüm Haberler

Hava Durumu

Döviz

1 $ = 2,25 TL
1 € = 2,88 TL
792575 Ziyaretçi

DİLENENLER DEĞİL,DİRENENLER KAZANACAK.

YOL-İŞ DE DELEGELERE RÜŞVET İDDİASI 

Ferhat KİŞ
Kayseri


Karayolları 6. Bölge Müdürlüğü’nde örgütlü olan Yol-İş Kayseri 1 No’lu Şube üyeleri yönetim seçimlerini yapmak üzere bağlı bulunan sekiz işyerinde delege seçimlerini yaptı. 
Mevcut yönetimin itirazı ile tekrar edilecek olan Pınarbaşı seçimlerinde ise mevcut başkan Adem Özukatan tarafından delegelere rüşvet verildiği iddiaları seçimlere damgasını vurdu.

Karayolları 6. Bölge Müdürlüğü’nde örgütlü Yol-İş Kayseri 1 No’lu Şube yeni yönetim seçmek üzere kongresini topluyor. Toplam sekiz işyerinin bağlı olduğu şubede, Adem Özokutan başkanlığındaki mevcut yönetim ile Atilla Özmen yarışıyor. Karayolları 6. Bölge Müdürlüğü’ne bağlı işyerleri olan Kayseri, Yozgat, Develi, Boğazlıyan, Niğde, Pınarbaşı, Nevşehir, Kırşehir toplam sekiz iş yerinde yapılan delege seçimlerinde mevcut sendika yönetimi 5’e 3 delege seçimlerini kaybetmişti. Muhalefette bulunan Atilla Özmen’in kendi işyeri olan Pınarbaşı’nda bulunan 62 Karayolları Şefliği’nde 2 Ekim’de yapılan seçimleri muhalefetin kazanmasına mevcut şube yönetimi itiraz ederek seçimlerin tekrarlanmasını istedi. Yol-İş Genel Merkezi de Pınarbaşı seçiminin 21 Ekim’de tekrarlanmasına karar verdi.

DELEGELERE RÜŞVET BELGELENDİ


Mevcut şube yönetimine karşı sekiz bölge şefliğinde yapılan seçimlerde Pınarbaşı 62. Şube Şefliği’nde 21 Ekim’de tekrar edilmesi kararlaştırılan seçimlere az bir zaman kala Pınarbaşı otobüs terminalinde polisin yaptığı baskınla içinde Yol-İş 1 No’lu Şube’ye ait oy pusulaları ve para bulunan bir paket ele geçirildi. Savcılık bir süredir mevcut yönetimi teknik takibe almıştı ve bunun üzerine yapılan baskınla olay ortaya çıktı. Ele geçirilen pakette, 62. Şefliği’ne ait delege listesi, mühürlü oy pusulaları ve yüklü miktarda para bulunduğu gelen bilgiler arasında. Olay değerlendiren işçiler bunun mevcut yönetimin seçimleri kazanmak için başvurduğu hile olduğunu belirttiler. Ele geçirilen delillerin savcılıkta olduğunu belirten muhalifler, ellerinde başka delillerin de olduğunu belirterek bu delillerle davaya müdahil olacaklarını belirttiler.

İddialarla ilgili aradığımız Adem Özokutan, Evrensel’den aradığımızı söyleyince trafikte olduğunu söyleyerek telefonunu kapattı.  
 

www.evrensel.net



YOL-İŞ GENEL MERKEZİ HUKUK KURALLARINI YA BİLMİYOR YA DA GÖREVİNİ  KÖTÜYE KULLANIYOR



Yol-iş Genel Merkez yönetim kurulu 6356 sayılı sendikalar ve toplu iş sözleşmesi kanunu nu hiçe sayarak kayseri bölgesi pınarbaşı şubesinde yapılan delege seçimlerini iptal etti.Pınarbaşı delege seçimlerini Atilla ÖZMEL in başını çektiği muhalif grup 6-0 kazanmış ve mevcut yönetimin delege listesine 11 oy fark atmıştı.

Yol-iş sendikası tüzüğü ve delege seçim yönetmeliğine göre şube genel kurulları için yapılan delege seçimlerine 2 işgünü içerisinde itira etmek ve iş mahkemesinde dava açmak gerekiyordu.Kayseri pınarbaşı delege seçimlerine mevcut başkan Adem ÖZOKUTAN 2 işgünü içerisinde itiraz etmediği gibi iş mahkemesine de müracaat etmeyerek delege seçilenlerin delegeliğini kabul etmişti.Ancak diğer şubelerde yapılan seçimleride kaybetmeye başlayan Adem ÖZOKUTAN ı desdekleyen yol-iş genel merkezi Atilla ÖZMEL in yolunu kesmek için akıllarınca katakülli yapmaya çalışarak pınarbaşında yapılan delege seçimlerini iptal etti.Bunun üzerine dün Atilla ÖZMEL iş mahkemesine başvurarak dava açtı.6356 sayılı yasanın açık hükümleri gereğince yapılan pınarbaşı delege seçimlerinin Atilla ÖZMEL lehine sonuçlanacağı kesindir.Delege seçimlerine açıkça müdahalede bulunan yol-iş genel merkez yönetiminin korku ve panik içerisinde olduğu görülüyor.Şubat ayında yapılacak yol-iş genel seçimlerinde muhalif grubun Ramazan AĞAR ekibini tasfiye etmeye hazırlandığı biliniyor.Muhalif grup Ramazan AĞAR ın Tevfik ÖZÇELİK i tasfiye girişimi üzerinden elini güçlendirmeye devam ediyor.Tevfik ÖZÇELİK in yapılacak seçimlerde yeni bir oluşumun içerisinde hareket etmesi bekleniyor.

Yol-iş in daha önce genel kurulları yapılan İzmir,Konya ve Elazığ seçimlerinin mahkemelik olduğu,6356 sayılı yasaya aykırı olarak emekli olmuş işçilere oy kullandırıldığı ve delege seçim yönetmeliğine aykırı olarak 20 işçi sayısını aşan işyerlerinin diğer işyerleri ile birleştirilmesi neticesinde haksızlık yapılması sebepleri ile yapılan seçimlerin iptal edilmesi bekleniyor.Ramazan AĞAR ın yargıtay genel kurulunda bulunan yolsuzlukla suçlandığı davanın sonuçlanmadan yeniden genel başkan olmak için yol-iş genel kurulunu şubat ayına çektiği düşünülüyor.

En son Yozgat da yapılan delege seçiminde 28 ağustos da de emekli olmuş ve emekli aylığı bağlanmış Şükrü DURUDUYGU adlı taşeron işçisine Kayseri şube başkanı Adem özokutan tarafından oy kullandırılmış olması kayseri şube kongresinin iptal edilmesine vesile olacak bir gelişmedir.6356 sayılı kanuna göre emekli olmuş işçinin sendika üyeliği hemen düşer ve oy kullanamaz.Yozgat seçimlerine itiraz eden muhalif grubun adayı Atilla ÖZMEL telefon görüşmemizde" Avukatım aracılığı ile iş mahkemesinde dava açtım.Hem pınarbaşı hemde yozgat seçimleri için başvurularımızın sonuçlarının olumlu sonuçlanmasını bekliyoruz dedi.Kayseri şube başkanı Adem özokutan 17 Ekim e kadar taşeron işçilerine kadro verileceğini seçim döneminde propaganda ediyordu.Yarın 17 ekim ve taşeron işçilerle ilgili bir kadro ufukta görülmüyor.Taşeron kadrolu işçilerine yalan atarak,seçim hileleri yaparak,seçimleri manipule ederek SENDİKACILIK yapılamaz.

Yol-iş genel merkez yönetimi seçimlere taraf olarak İŞÇİLERİ ARASINDA AYRIMCILIK yapmaktadır.Seçimlere hile karıştırmak,tüzük ve sendika yasalarına aykırı hareket etmek Mahkemelerden dönecek ve bu hileleri yapanların suratlarında patlayacaktır.


TÜRK-İŞ BAŞKANI ERGUN ATALAY'IN MAHKEME KARARLARI İLE İLGİLİ YAPTIĞI KONUŞMA

Ülkemizin en büyük işçi konfederasyonu başkanının hükümet önünde yaptığı konuşma güzel cümleler sayesinde işçilere " Bak ergun başkan hakkımızı ne güzel aramış " dedirtecek düzeyde.

Ne yazık ki Ergün Atalay Başbakan ın önünde sadece yakınıyor.Hükümet 37 aydır karayollarında çalışan taşeron işçilerin kadro hakkını veren mahkeme kararını uygulamazken ne yaptı asıl buna bakmak lazım.Yıldırım KOÇ hocamızın daha önce yazdığı gibi işçiler haklarını nasıl arayacaklar.
a) Can yakıcı eylemlerle.
b) Sorunu gündeme taşıyan ama sorunu çözmeyen eylemlerle.

Türk-iş hükümetin canını yakacak hiçbir eyleme ne yazık ki yaklaşmıyor,uzlaşmacı tutum alarak sorunları sadece dile getiriyor.En son Ankara da düzenlenen miting taşeron işçileri gündeme taşıdı ama sorunu çözmedi.Peki can yakıcı eylemler yapılsa ne olur du ? Düşünün tüm ülkede türk-iş in örgütlü olmadığı sektör yok.Türk-iş hükümete ;bakın arkadaş mahkeme kararlarını uygulayın,özelleştirmelerden vazgeçin,kıdem tazminatlarımıza dokunmayın yoksa üretimden gelen gücümüzü kullanır ülkede şartelleri indiririz diyebilseydi hükümet ne yapardı ?Böyle bir durumda hükümet bu sorunlara mecburen ya çözüm bulurdu, ya da halk baskısı nedeniyle dayanacak gücü kalmazdı.Taşeron meselesini ne türk-iş ne de yol-iş in çözmesine olanak yok.Çünkü yandaş olan karşı duramaz.

BİR KARAYOLLARI İŞÇİSİNİN SİTEMİZE GÖNDERDİĞİ MEKTUP

Karayolu işçilerine çağrı 
SENDİKA AĞALARININ ÇARKINI KIRMAK İÇİN İLERİ! 
Genel merkez ve şube yönetimlerinde yer tutan sendika ağaları yıllarca taşeron işçilerini sendikaya üye yapmaya yanaşmadılar. Taşeron işçilerinin seçme ve seçilme hakkının olduğunu yıllardan beri belirten öncü işçiler “bölücü” olmakla suçladılar. Yol-İş Genel Merkezi’nde ve Kayseri 1No’lu Şube’de yuvalanmış olan sendika ağaları, ne zamanki üye sayısı hızla azaldı, profesyonel sendikacılıkları tehlikeye düştü, ayrıcalıklarını kaybetmemek için taşeron işçilerine sarıldılar. Karayollarında çalışan 9 bin işçiyi sendikaya üye olarak yazmak için harekete geçtiler. 
Daha önce Diyarbakır 1 No’lu Şubesi’nin taşeron işçilerinin saflarına katmasını ve toplu sözleşme imzalamasını “mümkün değil” diyerek reddeden 1 No’lu Şube Başkanı Adem Özokutan ve diğer şube yöneticileri, profesyonellikleri sona ermesin diye taşeron işçileri sendikaya üye yaptılar. Şimdi de işçilerinin oylarını alıp bir dönem daha ağalıklarını sürdürmek için çırpınıyorlar. 
Ama bu defa işleri hiç de kolay değil. Zira birleşen işçilerin yenilmezliğine inanan, taşeronlaşmaya, karayollarında özelleştirmeye karşı göğsünü siper eden, “Eşit işe eşit ücret” talebini yükselten, karayollarında üç ayrı ücret skalası zulmüne karşı mücadele veren, karayolu işçilerine kurtuluşun yolunu öğreten öncü, her bedeli ödemeye hazır karayolu işçileri var. 
Taşeron köleliği karayolu işçisinin bağrına saplanmış bir bıçaktır. Görev taşeronluk köleliği konusunda işçilerin aydınlatılmasıdır. Görev AKP iktidarının “taşeron işçiliğe son vereceğiz” yalanlarına karnımızın tok olduğunu göstermektir. Görev taşeron köleliğine karşı mücadeleyi büyütmektir! 
Utanmadan bizden oy isteyen sendika ağaları, 
AYAĞA KALKIN! SİZDEN HESAP SORACAĞIZ! 
Çünkü siz Yol-İş Genel Merkez yöneticileri, Kayseri 1 No’lu Şube yöneticileri taşeron işçilerin bağrındaki bıçağı çıkarmak için hiçbir şey yapmadınız. Taşeronluk köleliğinin yaygınlaşmasına omuz verdiniz! Bir gün olsun taşeron patronlarına zorluk çıkarmadınız. Taşeron ağalarının ellerini soğutmamak için tüm gücünüzle mesai yaptınız! 
AYAĞA KALKIN SENDİKA YÖNETİCİLERİ! 
Sizin yardımınızla karayollarının özelleştirme hazırlıklarına 2009’da başlamaya cesaret edebildiler. Karayolları Genel Müdürlüğü’nü özel bütçeli bir kurum haline getirdiler. Araç parklarını “hizmet alımı” adı altında taşeron firmalara peşkeş çektiler. Otoyolları, köprüleri ve bunlar üzerindeki tesisleri özelleştirmeye başladılar. 
AYAĞA KALKIN VE HESAP VERİN SENDİKA AĞALARI! 
Sizin yardımlarınızla karayolları şube şefliklerini anahtar teslim özelleştirmeye başladılar. Kayseri 6. Bölge’ye bağlı Boğazlayan ve Develi şube şefliklerini özelleştirdiler. Özelleştirme talanı hala devam ediyor. Asıl hedefleri tüm şube şefliklerini anahtar teslimi satmaktır. Bunlar olup biterken taşeron firmalara, idareye zerre kadar zorluk çıkarmadığınız için hesap vereceksiniz. 
Yollarda, karda, kışta, çamurda, güneş altında çalışan karayollarında ömür tüken karayolu işçileri! 
Korkunun ecele faydası yok. Özelleştirmenin, taşeronlaştırmanın bu hızla devam etmesi durumunda ilk darbeyi yiyecek olanlar karayollarında çalışan taşeron işçileri olacaktır. Ayrıca daimi ve sözleşmeli olarak karayollarında çalışan ve sendikaya üye olan işçilerde özelleştirme vurgunun hedefindeler. Çünkü özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlıktır. Özelleştirme saldırısının başarılı olması durumunda binlerce karayolu işçisi sendikal haklardan yoksun kalacaktır. 
Özelleştirme, taşeronlaştırma saldırısı karayolları işçilerinin elindeki tüm kazanımları ve haklarını gasp etme saldırısıdır. Karayolları işçilerini güvencesiz çalışmayı, geleceksiz yaşamaya mahkum etme saldırısıdır. Karayolu işçilerinin ekonomik ve sosyal haklarının tasfiye etme saldırısıdır. 
Biz biliyoruz ki; özelleştirmelerin ardından on binlerce işçi işinden ekmeğinden oldu. Sendikasızlaştırma aldı başını yürüdü.Taşeronlaştırma genelleşti. Ücretler budandı. Biz işçilerin sosyal hakları ve ikramiyeleri ortadan kaldırıldı. 
Kayseri 6. Bölge işçileri! 
Bu sendika seçimi karayollarında yaşanan taşeronluk köleliği, özelleştirme saldırısına karşı “çözüm mücadelededir” diyen anlayışla, devlet kurumlarının kapısını çalarak, özelleştirme ve taşeronlaştırma boyun eğerek sendikacılık yapan uzlaşmacı anlayış arasında geçecektir. 
» Karayollarında özelleştirme yağmasını engellemek için! 
» Eşit işe eşit ücret, insanca yaşamaya yeten asgari ücret talebini yükseltmek için! 
» Taşeron işçilerinin kadro alması için! 
» Karayollarında çalışan tüm işçilerin sendikal hak ve özgürlüklerden, toplu sözleşme hakkından yararlanması için! 
» Karayollarının makineleri, araçlarının müteahhitlere teslim edilmemesi için! 
» Karayolu işçilerin işsizliğe mahkum edilmemesi için! 
» “Yapım ihalesi” adı altında hizmet alımı yapan, müteahhit firmalarını ihya eden sömürü ve yağmadüzenine dur demek için, 
» İşyeri temsilcilerini atayan sendika ağalarının düzenini yıkmak, işyeri temsilcilerinin seçimle belirlenmesi, seçimlerde karayolu işçilerinin söz, yetki, karar sahibi olması için, 
» Taşeron işçiliğin yasaklanması için, 
» İşçilerin birliği, halkların kardeşliği için, 
» Sözün, yetkinin, karar sahibi karayolu işçilerinin ortak iradesini esas alan sınıf sendikacılığı anlayışını hakim kılmak için yola çıkıyoruz. 
Bizleri mücadelemizden tanırsınız. Yaptıklarımızın tanığı karayolu Kayseri 6.bölge işçileridir. Sadece seçim dönemlerinde meydana çıkıp, seçimden sonra 4 yıl boyunca köşesine çekilmeyi reddedenler bizlerdik. 
Her gün, bulunduğumuz her yerde karayolu işçilerinin mücadele birliğini sağlamak için, birleşen karayolu işçilerin yenilmezliğini göstermek için bedel ödemeyi göze alanlar bizlerdik. 
2004 yılında taşeron işçilerinin sendikaya üye olmalarının önünde hiçbir engel olmadığını anlatmak için Karayolları 6. Bölge işçileriyle Pınarbaşı’nda, Develi’de, Yozgat’ta, ve tüm şubelerde toplantılar yapanlar bizlerdik. 
Taşeronluk köleliğinin, özelleştirme saldırısının kıskacındaki karayolu işçilerinin mücadele birliği için mücadele bayrağını yükselten karayolu işçilerine önderlik edenler bizlerdik. 
Ortak sorunlarımıza, ortak çözümler bulmak için ilk defa Kayseri’de “Taşeron İşçiliğine Karşı Mücadele Sempozyumu”nu düzenlemek için harekete geçenler bizlerdik. 
Karayolları 6. Bölge işçilerinin sesi olan, işçilerin hakları ve geleceği için birleştirmek, saldırılara karşı uyanık tutmak için yaklaşık iki yıldır aylık olarak çıkan “Karayolu İşçi Bülteni” adlı işçi gazetesine önderlik edenler bizlerdik. 
Adımız karayolu işçilerinin hakları ve geleceğini kararlılıkla savunduğu için yıllarını sürgünde geçirmeyi göze alan Şinasi oldu. Adımız Yol-İş Genel Kurulu’nda “söz, yetki, karar karayolu işçilerine” dediği için, sendika ağalarının yüzüne gerçekleri haykırdığı için Yol-İş ağalarını huzursuz eden Yusuf oldu. 
İşverenle eş güdüm içinde çalışan, karayolu işçilerine yabancılaşmış olan, kendi ikballeri için, işçi sınıfının geleceğini karartan sendikamızda ağalık düzeni kuran sendika ağalarını saltanatını yıkalım. Yemede sonuncu, içmede sonuncu, fedakarlıkta birinci olmamak için, karayolu işçilerinin hakları ve geleceği için mücadele bayrağını dalgalandırmak için aday olalım! Karayolu işçisinin gücünü gösterelim! 
KAYSERİ 6. BÖLGE ÖNCÜ KARAYOLU İŞÇİLERİ ADINA YUSUF ERDİNÇ 




Orta vadeli program güvencesizlik ve yoksulluk programıdır

Hükümet Orta Vadeli Programı (2015-2017) açıkladı. Program bütünüyle sermaye kesimlerinin beklentilerine göre şekillendirilirken, işçi sınıfı için fazla sömürünün ve yoksullaşmanın işaretlerini verdi. Programın temel amacı büyüme performansına, cari işlemler açığını düşürmeye, enflasyon hedefine ulaşmaya kilitlenirken, refahın paylaşılması, gelir dağılımının düzeltilmesi, ücretlerin ekonomik büyümeden pay alması, insan onuruna yaraşır nitelikli işler yaratarak işsizlikle mücadele gibi hususlar göz ardı edildi.

Ekonomik büyüme adına “emek maliyetleri”nin düşürülmesi yani sömürünün yoğunlaştırılması amacı açıkça ortaya kondu. İşçi sınıfını daha da yoksullaştıracak, güvencesizleştirecek çalışma yaşamını “esnekleştirme” politikalarının daha önceden adı anılan tüm unsurları Orta Vadeli Program’da yer aldı. Modern kölelik büroları adı verilen ve işçileri toplu halde geçici sürelerle kiralama esasına dayalı, geçici işçiliğin kurumsallaşması anlamına gelen özel istihdam bürolarının yaygınlaştırılması hedefi programda yer aldı. Kıdem tazminatının fona devri adı altında iş güvencesinin ortadan kaldırılması da programın hedefleri arasında. Sonuçlarını vahim bir biçimde yaşadığımız taşeronluk sisteminde “işçi hakları”na dikkat çekerken “rekabet gücü” göz önüne alınarak düzenleme yapılacağının söylenmesi bu konuda bir iyileştirmeyi olanaksız kılmaktadır. Zira “rekabet gücü” gereği emeğin değersizleştirilmesi ve güvencesizleştirilmesi programa damgasını vurmaktadır.

Her gün iş cinayetlerinde ortalama 4-5 işçinin yaşamını yitirdiği bir ülkede işçi sağlığı güvenliğinin tek bir maddeyle geçiştirilirken “rekabet” kavramının 17 yerde geçmesi dikkat çeken konulardan biri olmuştur. Bu kapsamda 2015-2017 programına dair görüşlerimiz ana başlıklarla şöyledir:

1) EKONOMİDE KRONİK SORUNLARLA “YOLA DEVAM”

Türkiye ekonomisi ithalata ve sıcak para akışına dayalı yapısı ile kırılgan bir özellik göstermektedir. Tasarruf oranları sürekli olarak azalmakta, kredi sistemi ve cari işlemler açığı tehlike sinyalleri vermektedir. AKP döneminde uygulanan ekonomi politikaları bu sorunları derinleştirmektedir. İç tasarrufların yetersiz olduğu bir ortamda dış kaynak girişi desteklenmiş, sermaye birikiminin sürekliliğinin sağlanması ve iç talebi ayakta tutmak adına halk kontrolsüz bir biçimde borç batağına sokulmuştur. Dış borçları katlanarak artıran ekonomi politikaları sonucu döviz kurlarındaki en ufak bir artış ülke ekonomisini uçurumun kenarına getirmektedir.

Bu durumun sorumlusu olan siyasal iktidar faturayı yine geniş halk kesimlerine kesme niyetindedir. Tüketim harcamalarının ve yurt içi talebin sınırlandırılması yoluyla cari açığın düşürülmesi stratejisinin en temel bileşeni emekçi kesimlerinin alım gücünün düşürülmesidir. Nitekim programda buna dair ipuçları açık/kapalı verilmektedir. Benzer şekilde “enflasyonla mücadele” vurgusunun öne çıkması da bu kaygıları artırmaktadır. Bilindiği gibi neoliberal politikaları benimseyen hükümetlerin sürdürdüğü enflasyonla mücadele programlarının temel bileşenleri ücretleri baskı altına almak ve işsizliği “sürdürülebilir” bir düzeyde kabullenmektir.

2) DIŞA BAĞIMLI BÜYÜMEYE DEVAM

Programda Türkiye’nin büyüme performansında yaşanan düşüşe işaret edilmektedir. Öte yandan belirlenen büyüme hedefleri iyimser beklentiler üzerine şekillendirilmiştir. Bu iyimser beklentiler küresel ekonomide büyüme, ABD faizlerinin etkileri, yabancı sermaye girişleri gibi büyük oranda dış etmenlere bağlanmış durumdadır. Bu da Türkiye ekonomisinin bağımlı karakterini somut olarak ortaya koymaktadır.

3) İŞÇİ SINIFINI YOKSULLAŞTIRAN, GÜVENCESİZLEŞTİREN, ÖLDÜREN BÜYÜME

Programda 2013 yılında büyümeye katkının tamamen sermaye stoku ve yüksek oranda artış gösteren istihdamdan geldiği ifade edilmektedir. “Toplam faktör verimliliğinin büyümeye negatif katkı” yaptığı söylenmektedir ve 2014 yılında da benzer bir beklenti olduğu belirtilmiştir. Bu tespitler şunu göstermektedir ki Türkiye ekonomisi teknolojik sıçramayla, verimlilik artışıyla değil emek gücü maliyetlerini aşağı çekerek büyümüştür. Böylesi bir büyümenin işçi sınıfı için anlamı ise artan yoksulluk, güvencesizlik ve iş cinayetleri olmuştur.

4) MUTFAKTA ALIM GÜCÜ İKİ YILDA EN AZ YÜZDE 5 AZALACAK

Programda enflasyon hedefi de tanımlanmaktadır. Enflasyon verileri büyük oranda ücretler açısından da belirleyici olmaktadır. Enflasyona dayalı ücret artışlarının sokaktaki enflasyonla uyumsuzluğu, işçilerin alım gücünde resmi verilere yansımayan bir kayıp yaratmaktadır. Nitekim programda 2015 yılında gıda fiyatlarındaki artışın yüzde 9, genel enflasyonun yüzde 6,3, 2016 yılında gıda fiyatlarındaki artışın yüzde 8, genel enflasyonun yüzde 5 olacağı tahmin edilmektedir. Bu durum enflasyona dayalı ücret artışı halinde mutfaktaki alım gücünün 2 yılda yüzde 5 azalacağı anlamına gelmektedir. Ayrıca asgari ücret artış dönemlerinde ücretlerin baskı altında tutulmasının gerekçelerinden birinin Orta Vadeli Programda da önemi ısrarla vurgulanan enflasyonla mücadele politikası olduğunu burada hatırlatmak isteriz. Bu koşullar altında asgari ücretin açlık sınırının altında bir ücret olarak belirlenmeye devam edeceği anlaşılıyor.

5) ÖZELLEŞTİRME YAĞMASI SÜRECEK, VERGİ YÜKÜ YİNE EMEĞİN SIRTINDA

Devletin gelirler politikasında toplumsal kaynakların haraç mezat elden çıkartılması anlamına gelen özelleştirme ve dolaylı vergilerdeki artışın etkisine dikkat çekilen programda özelleştirmelerde ve kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesinde ısrar edilmektedir.

Adaletsiz bir vergi sistemine işaret eden dolaylı vergilerin ağırlığı meselesinde ise bir yaklaşım değişikliği gözlemlenememektedir. Gelire göre alınan dolaysız vergilerin artırılması hedefinden bahsedilse de, bu hedef tüketimi azaltacak politikalar nedeniyle vergi kaybı yaşanacağı öngörüsü üzerinden tartışılmaktadır. Tüm vergi gelirlerinin yüzde 70’ini oluşturan KDV-ÖTV gibi dolaylı vergilerin adaletsizliğine vurgu yapılmadan, gelirleri artırmak üzerinden bu tartışmanın yapılması dikkat çekicidir. Gelir vergisinin de yüzde 60’ını ücretlilerin ödediği bir ortamda “adalet” tartışması yapmadan gelirler politikası tartışılması, dolaysız vergilerde de ücretlilerin yükün büyük bölümünü çekmeye devam edeceğini göstermektedir

6) ORTA VADEDE EMEĞİN HAKLARI YOK

Makroekonomik politikalardan biri 78. Maddede “Yurt içi üretimde işgücü, enerji ve ulaşım gibi alanlarda üretim maliyetlerinin düşürülmesine yönelik tedbirler kamu mali dengeleri gözetilerek uygulamaya konulacaktır” olarak belirlenmiştir. İşgücünün, enerji ve ulaşım gibi bir maliyet kalemi olarak görülmesi programın geneline yansıyan işletmeci-piyasacı algının bir yansımasıdır. Bu sömürünün derinleştirilmesi stratejisinin bir ifadesidir.

Girişimcilik, rekabet, teşvik, özelleştirme, yatırımcılara ve işletmelere kolaylıklar programın her aşamasında karşımıza çıkarken, emeğin haklarından, örgütlenme özgürlüğünden, sendikal haklardan hemen hemen hiç bahsedilmemektedir. Tam tersine yatırım ortamının iyileştirmesi başlığı başlı başına emekçilerin daha yoğun, esnek ve güvencesiz çalıştırılmasını bir girdi olarak almaktadır.

7) REKABETÇİ İŞ GÜCÜ PİYASASI İÇİN BÜYÜK SALDIRI

İstihdam politikaları rekabetçi bir işgücü piyasasının oluşturulmasını hedefine almıştır. Halbuki işçiler arasında yaratılan rekabet ortamı dibe doğru bir yarış anlamına gelmektedir. Rekabetçi işgücü piyasası söylemi programın istihdam alanına dair yaklaşımının özetidir. Programda yer alan özel istihdam bürolarına geçici iş ilişkisi kurma hakkı tanınması ve yaygınlaştırılması, geçici çalışmanın kurumsallaşması anlamına gelecektir. İşçiler çalışma iradelerini bu bürolara teslim edecek, sabit bir gelirle, düzenli bir işte çalışma olanağı ve çalışacağı işyerini seçme özgürlüğü ortadan kalkacak, işgücü piyasalarında dayılık denen sistem bu ad altında yaygınlaşacaktır.

Yine programın hedeflerinde yer alan ve sonuçlarını vahim bir biçimde yaşadığımız taşeronluk sisteminin programda pek de fazla vurgulanmayan “işçi hakları” ile programın omurgasını oluşturan “rekabet gücü” göz önüne alınarak yeniden gözden geçirilmesinin ne anlama geldiği açıktır. Amaç taşeron çalıştırmayı asli bir istihdam biçimi haline getirmektir. İşçi sağlığı ve güvenliği gibi temel bir mesele sadece denetim, teşvik, bilinç ve güvenlik kültürünün geliştirilmesi üzerinden tanımlanmakta ve tek bir cümle ile geçiştirilmektedir.

Kıdem tazminatının fona devri ile işlevsizleştirilerek ortadan kaldırılmasını amaçlayan uygulama “sosyal taraflarla diyalog içerisinde tüm işçilerin faydalanacağı ve bireysel hesaba dayanan bir kıdem tazminatı sistemi geliştirilecektir” söylemi ile programda yerini almaktadır. Mevcutta tek bir cümle değişikliği ile kıdem tazminatından herkesin faydalanabilmesi sağlanabilecekken, fon uygulamasının gündeme gelmesi iyi niyetli bir girişim değildir. Amaç öncelikle kıdem tazminatının iş güvencesi sağlayan yönünün yok edilmesidir. Bunun yanı sıra düşen birikim oranları nedeniyle işçinin kıdem tazminatı özel emeklilik fonlarını besleyecek bir gıda olarak düşünülmektedir. İşsizlik sigortası fonunun milli gelir içindeki payının 2016 yılında bir önceki yıla düşmesinin öngörülmesi kıdem tazminatının fona devir sürecinde işsizlik fonunun kullanılması düşüncesini akla getirmektedir.

Sonuç olarak Orta Vadeli Program AKP hükümetinin emeğin kazanılmış haklarına yönelen saldırısının açık ifadesidir.


KARAYOLLARI İŞÇİLERİ’NİN DİKKATİNE

 

1-Bakım şubeleri anahtar teslimi müteahhit firmalara verilirken yol-iş neden direniş göstermedi ?

2-Otoyollar-Köprüler özelleştirme sürecinde olmasına rağmen yol-iş bu özelleştirmelere neden sessiz kalıyor?

3-Özel idarelerde çalışan işçiler önce belediyelere şimdi de değişik kurumlara gönderilirken yol-iş neden bu konuda ses çıkarmıyor ?

4-2013 Mart ayında imzalanan toplu iş sözleşmesine dahil olan taşeron işçiler için yol-iş sözleşme dönemi bitmesine rağmen neden ses çıkarmıyor?

5-2011 yılında taşeron işçiler için asıl işi yapıyorlar,karayollarının asıl işçileridir diye Yargıtay kararı olmasına rağmen bu kararın uygulanmamasını  yol-iş neden mahkemeye taşımadı?

6-Torba yasada yol-iş 4/c ye razı olmasına rağmen Türk-iş  4/c ye engel oldumu?

7-Ekim ayında taşeron işçiler için yasa çıkmasını beklediklerini katıldığı yol-iş şube genel kurullarında ilan eden yol-iş genel başkanı  kadro yasası çıkmazsa bir yıl içerisinde alacakların alınacağını neden söylüyor ?

8-Yol-iş özelleştirmeye,taşeronlaşmaya karşı dik durabilirmi?

2009 yılında karayolları genel müdürlüğünün özel bütçeli kurum haline getirilmesi ve teşkilat yasasının değiştirilmesini  film izler keyifle izleyen yol-iş sendikasının ağaları olmasaydı karayolları genel müdürlüğü  bu hızla karayollarını özelleştiremez,şubeleri müteahhit firmalara teslim edemezdi.Yol-iş üye sayısının hızla azalması ve %2 lik baraja takılarak toplu iş sözleşmesi imzalama yetkisini kaybetmemek için taşeron işçileri üye yapmaya başladı.Üyeliği izleyen süreç içerisinde yol-iş avukatlarının önerisi üzerine muvazaa davaları açıldı.Yol-iş uzlaşma içerisinde taşeron işçileri üye yaparken müteahhit firmalardan hiç tepki almadı.Normal koşullarda siz bir firmanın işçisini hem de noterden üye yapmaya çalışsanız o firma işçileri işten atmaya,sendikayı işyerine sokmamaya çalışırdı.Daha ilk günden yol-iş ile karayolları genel müdürlüğü arasında bir mutabakat olduğu konusunda artık hiç kuşku duymuyorum.Taşeron işçiler  yol-iş in üye sayısı artırılarak sendika ağalarının gelecekleri kurtarılırken karayolları genel müdürlüğü de kendi planlarını uygulama fırsatı yakaladı. Mahkeme kararları uygulanmazken yol-iş sürekli taşeron işçileri hükümetle uzlaşarak sorunu çözeceğiz kadroya geçeceksiniz vaatleri ile işçileri uyuturken,kadrolu işçilerinin iş güvencesini de tehdit altına aldığını biliyor ama sesiz kalmaya devam ediyordu.2014 ekim ayı içerisinde hala yol-iş genel başkanı katıldığı şube genel kurullarında ekimde taşeron yasası ile kadro alacaksınız diye işçileri uyutmaya devam ediyor.En son kayseri  şube seçimlerinde bu vaatlerini sıraladı ve kadro olmazsa bir yıl içerisinde alacakların tahsil edileceğini söylerken de yine işçileri uyutuyordu.Çünkü Yargıtay da alacak davaları bozuldu ve en yakın 2 yıllık bir süreç sözkonusu.Ancak yol-iş sendikası ağaları için taşeron işçisi kadro almamış,alacaklarını alamamış,kadrolu işçiler özelleştirme mağduru olarak oradan oraya sürülmüş,4/c ye mahkum edilmiş hiç önemli değil.Yol-iş şube başkanları ve yönetim kurulları içinde yukarıda sayılanların önemi yoktur.Önemli olan maaş ve yolluklarının gününde hesaplarına yatmasıdır.Sendikacılığı maaş kapısı gören anlayış yol-iş de bu dönemde hüküm sürmeye yakındır.Taşeron işçiler kadro vaatleri ile kandırılarak mevcut sendikal yönetimlerin yeniden seçilmeleri sağlanmış ve yol-iş genel kuruluna ipotek konmuştur.Mevcut yol-iş yönetimi yapılacak genel kurul sonrasında taşeron işçilerden kurtulmuş,karayollarını özelleştirmeye teslim etmiş ,kadrolu işçilerini başka kurumlara gönderecek aşamaya gelmiş olacaktır.İddia ediyorum 01.mart da imzalanacak toplu iş sözleşmesi karayolları işçilerinin son sözleşmesi olacaktır.

Ne yazık ki mücadele etmeden kurumu kendi ellerimizle müteahhitlere teslim ettik.Bundan sonra karayollarında tüm işler taşeron firmalar tarafından yapılacak ve kadrolu işçiler günü geldiğinde tasfiye edilecektir.Bu durumdan kurtulmak için ya bir mucizeye ya da sınıf biliciyle mücadele edecek donanımlı ve kararlı işçilere ihtiyacımız var.



HÜKÜMETİN AÇIKLADIĞI PROĞRAMIN ŞİFRELERİ

    Ekonomiden sorumlu devlet bakanının açıkladığı program hükümetin bundan sonra atacağı adımların şifrelerini bizlere veriyor.Sıcak para ile idare edilen Türkiye ekonomisinde deniz bitti,kara göründü.Hükümet iflas etmiş tüccar misali elinde kalan son parça malları haraç mezat satacağını,kıdem tazminatı fonunu devreye sokacağını,taşerondan daha kötü bir sistemi esnek çalışmayı,kiralık işçi bürolarını devreye sokacağının sinyallerini verdi.

    Türk-iş başkanı Atalay Özelleştirme yapacağını açıklayan hükümeti sadece eleştirerek(Herhangibir eylem planı açıklamayarak) esasen Türk-iş in özelleştirmelere seyirci kalacağını işçi sınıfına anlatmaya çalıştı.Daha önce kıdem tazminatı gündeme gelirse genel grev sebebi sayarız diye tepki gösteren Türk-iş in özelleştirmelerin hemen ardından gelecek kıdem tazminatı saldırısında da esnek davranacağı,hükümet sendikacılığı yapacağını şimdiden söyleyebiliriz.

    Genel seçimler öncesi kıdem tazminatı fonu ile ilgili bir gelişme yaşanmayacağı seçimlerden sonra fonun devreye sokulacağını Babacan satır arasında işaret etti.Hükümet özelleştirme ye daha hızlı bir şekilde kaldığı yerden devam edecek.Sıcak paranın kesilmesi sonucunda büyüme rakamlarının revize edilmesi önümüzdeki aylarda işsizlik olarak işçilere geri dönecek.Birçok KOBİ ithalat ekonomisine bağlı üretim yapması sonucunda iflas edecek,bu işletmelerde çalışan binlerce kişiye işsizlik görülüyor.Ortadoğuda yaşanan gelişmelere paralel olarak çıkacak çatışmaların ilk vuracağı sektör olan turizmde de işsizlik beklenebilir.

    Karayolları taşeron işçilerine kadro verilmesinin önündeki en büyük engel ise binlerce taşeron işçisinin muvazaa davalarını kazanmış olmalarıdır.Çünkü 80-100 bin kişilik taşeron ordusundan 7 bin karayolları taşeron işçisine kadro verilmesi diğer taşeron çalışanlar açısından hak doğuracak ki hükümet bundan korktuğu için karayolları taşeron işçilerine kadro vermeyecek.Ancak karayolları taşeron işçilerinin alacak davalarının yargıtay da olması hükümeti her ne kadar sıkıştırıyor görülse de bu sorunu hükümet eninde sonunda para ödeyerek kapatmak zorunda kalacak.Yakın zamanda taşeronluk tüm kamuya yayılarak devam ederken kamuda kadrolu işçilerin yapacağı işlerin işçi kiralama bürolarından temin edilmesi yönüne gidileceği düşünülüyor.

    2015 Toplu iş sözleşmeleri sendikalar açısından çok zor geçecek.İşçiler enflasyon rakamlarının altında kaldıklarından daha da kötü sözleşmelere imza atmak zorunda kalacak.Krizi bahane edecek hükümet yetkilileri sendikaları az a razı etmeye çalışacak.Kamuda sendikalı işçi sayısı giderek azalırken,emekli yaşı dolmuş işçileri zorunlu emekliliğe razı edecek gelişmelerin yaşanması kaçınılmaz.Hükümetin elinde tuttuğu 4/c sistemine bir gün her işçi arkadaşımız girecek.Belki yarın belki yarından da yakın.