E-Bülten

Haberler

Tüm Haberler

Hava Durumu

Döviz

1 $ = 2,25 TL
1 € = 2,84 TL
793720 Ziyaretçi

DİLENENLER DEĞİL,DİRENENLER KAZANACAK.

Yol-İş delege seçimlerinde sendikal bürokrasi parmağı

Yol-İş Sendikası Kayseri 1 No’lu Şube Genel Kurulu’na giderken önemli bir aşama daha geride kaldı. Genel kurul öncesinde, Karayolları 6. Bölge Müdürlüğü kapsamındaki işyerlerinde delege seçimleri tamamlandı.

Karayolları 6. Bölge’den öncü işçiler, sona eren delege seçimlerine ilişkin kaleme aldıkları değerlendirmede, seçimleri kazanmak için her türlü kirli yolu deneyen sendika bürokratlarının ayak oyunlarını teşhir etti. Öncü işçiler, şube genel kurulunda devrimci sınıf sendikacılığı bayrağını yükselteceklerini belirttiler.

Karayolları 6. Bölge’den öncü işçilerin, seçim sürecine ilişkin açıklaması şöyle:


Delege seçimlerinin gösterdikleri ve görevlerimiz!

Karayolları 6. Bölge Müdürlüğü kapsamındaki Yol-İş Kayseri 1 No’lu Şube yönetim organlarının seçiminin ilk raundu sona erdi. 8 işyerinde delege seçimleri yapıldı. Delege seçimleri sendika ağalarının utanmazlıkta sınır tanımadığı gerçeğinin kanıtı olarak kayıtlara geçti. Pınarbaşı seçimini kaybeden Yol-İş Kayseri 1 No’lu Şube Başkanı’nın imdadına Yol-İş Genel Merkezi yetişti. Genel Merkez delege seçimini iptal etti. İptalin ardından 21 Ekim’de seçim yapılmasını da, yetkisini aşan genel merkez yöneticileri aldılar.

Pınarbaşı 62. Şube Şefliği’nde 21 Ekim’de tekrar edilmesi kararlaştırılan seçimlere az bir zaman kala Pınarbaşı otobüs terminalinde polisin yaptığı baskında bir paket ele geçirildi. Ele geçirilen pakette, 62. Şube Şefliği’ne ait delege listesi, mühürlü oy pusulaları ve yüklü miktarda para bulundu. Adem Özokutan ve ekibi kirli bir araç olan rüşvet aracına sarıldı. Yakalanan kişi daha sonra serbest bırakıldı.

 

Seçimi kazanmak için her yol mübah...

 

Seçimleri kazanmak için rüşvet silahına başvurmak sadece Adem Özokutan ve ekibiyle sınırlı bir tutum değildir. Sendikal bürokrasinin egemenliğini sürdürmede kullandığı araçlardan yalnızca biridir. Sendika aidatlarını diledikleri gibi kullanan sendika ağaları muazzam bir kaynağı denetimleri altında tutmaktadırlar. Bu aidatlarla gününü gün edenler sendika ağalarıdır. Sendika seçimleri öncesinde beş yıldızlı otellerde delegeleri ağırlayanlar da onlardır. Bunun seçimi kazanmak için delegelere verilmiş rüşvet olduğu aşikardır.

Yol-İş Kayseri 1 No’lu Şube yönetimi, tepeden tırnağa çürümüş olan Türk-İş’te boy veren anlayışın yeni bir örneğini sergilemişlerdir. Çürümüş olan anlayışa karşı mücadele eden her işçi nefesinin boğulması sendika ağaları için yaşamsal önemdedir. Yol-İş Kayseri 1 No’lu Şube’nin arkasında saf tutan genel merkez yönetimi hırsızlık, rüşvet ve hilekarlıkta şube yönetimini aşan kirli bir tutum içinde olduğunu bir defa daha kanıtlamıştır.

 

Yaşananlar karşısında alınan pes etme tutumu...

Pınarbaşı Şube’de çalışan ve muhalefet adaylarından biri olarak öne çıkan Atila Özmel yaşanan süreçle ilgili olarak yazılı bir açıklama yaptı. Atila Özmel yaptığı açıklamada şunları ifade etti:

“1 Ekim’de 11 oy farkla 6-0 kazandığımız Pınarbaşı seçimlerini ayak oyunlarıyla iptal eden ve delege seçtirmemekti 21 Ekim’de yenileme kararı alan Yol-İş sendikası Genel Merkezi’nin amacı beni. Tüm planlar bunun üzerine kuruluydu. Bu oyunları organize edenlerin figüranı olmamak için yenilenecek olan Pınarbaşı seçimini muhalif grup olarak boykot etme kararı aldık. Bu karar pes ettiğimiz anlamına gelmesin. Bizim daha önce İş Mahkemesi’ne açtığımız iptal kararının yok hükmünde sayılması davamız devam ediyor. 6356 sayılı İş Kanunu’nun 16/ 2 maddesi çok açıktır. Yapılan delege seçimlerinin iptal yetkisi iş mahkemelerindedir. Yol-İş Genel Merkezi yetkisinin dışında bir iptal kararı vermiştir. Bu da yargıdan dönecektir. Bize inanan, bizimle birlikte hareket eden arkadaşlar ben mücadeleden çekilmedim. Pes etmedim bu böyle biline… Ayrıca iktidarın listesinden delege seçilen arkadaşlara sesleniyorum. Yaşanan haksızlık ve hukuk tanımazlığı görüyorsunuz. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır”

Bu açıklamanın Yol-İş ağalarına derin bir nefes aldırdığını söylemek abartılı olmayacaktır. Hangi türden hileli yaklaşımlar sergilenirse sergilensin muhalefetin 11 oy farkla kazandığı seçimlerin yenilenmesi kararını eleştirmekten daha önemlisi seçimlere katılmak ve sendika ağalarının barikatına rağmen delege seçimlerini ikinci defa kazanmaktı. Bu, sendika ağalarına verilecek en önemli dersti.

Seçimde kullanılmak üzere Pınarbaşı işçilerine rüşvet olarak götürülen para sendika ağalarının içinde bulunduğu kirliliğin göstergesidir. Burada yapılması gereken ise işçilerin satılık olmadığını, delege seçimlerine katılarak pratikte göstermekti. Mahkemeye başvurmak elbetteki önemlidir. Ama asıl önemli olan yaşanan çirkeflik karşısında işçi tepkisini örgütlemekti. Bunu yapmadığınız sürece, “pes etmedim” demenizin pratik bir anlamı yoktur. Karayolu işçilerinin ana gövdesi tarafından seçimden çekilme, umudunu mahkemeye bağlama tutumu “pes etti” olarak algılanacaktır.

Dostlar acı söyler Atila Özmel! Pınarbaşı seçimleri iptal edildiği için delege seçimlerinden çekilme yaklaşımın kabul edilemez tutumlarından sadece biridir. Kabul edilmez olan tutumlarından ikincisi seçimi kazanmak için her yol mübah anlayışıyla hareket etmendir. Bunun doğal sonucu olarak yıllarca karayolu işçilerine ihanet etmiş olan Kayseri Yol-İş 1 No’lu Şube’de yer alan bir sendika ağasıyla işbirliği içinde olmayı içine sindirdin. Üçüncü yanlışın ise Yol-İş Genel Başkanı’nın Yol-İş Kayseri 2 No’lu Şube kongresinde yaptığı konuşmayı sayfana taşıman, yaşanan çürümenin en tepesindeki kimliği hoş göstermendir.  

 

Devrimci sınıf sendikacılığı rüzgarını genel kurula taşıyacağız!

Bu sendika seçiminde karayollarında yaşanan taşeron köleliği, özelleştirme saldırısına karşı “çözüm mücadelededir” diyen anlayışla, devlet kurumlarının kapısını çalarak, özelleştirme ve taşeronlaştırma boyun eğerek sendikacılık yapan uzlaşmacı anlayış karşı karşıya gelecektir.

Karayollarında özelleştirme yağmasını engellemek, eşit işe eşit ücret, insanca yaşamaya yeten asgari ücret talebini, tüm işçilerin sendikal hak ve özgürlüklerden, toplu sözleşme hakkından yararlanması, karayollarının makineleri, araçlarının müteahhitlere teslim edilmemesi, karayolu işçilerin işsizliğe mahkum edilmemesi, yapım ihalesi adı altında hizmet alımı yapan, müteahhit firmalarını ihya eden sömürü ve yağma düzenine dur demek, işyeri temsilcilerini atayan sendika ağalarının düzenini yıkmak, işyeri temsilcilerinin seçimle belirlenmesi, seçimlerde karayolu işçilerinin söz, yetki, karar sahibi olması, karayolu işçilerinin seçilme hakkını hiçe sayan tüzüğü değiştirmek, taşeron işçiliğin yasaklanmasını sağlamak, işçilerin birliği, halkların kardeşliğini için Yol-İş Kayseri 1 No’lu Şube Genel Kurulu’na devrimci sınıf mücadelesinin rüzgarını taşıyacağız.  

Güçlüyüz, zira karayolu işçilerinin her mücadele girişiminin öznesiydik. Sadece seçim dönemlerinde meydana çıkmadık. Seçimden sonra 4 yıl boyunca köşeye çekilmeyi reddettik.  Her gün, bulunduğumuz her yerde karayolu işçilerinin mücadele birliğini sağlamak için, birleşen karayolu işçilerin yenilmezliğini göstermek için bedel ödemeyi göze alarak mücadele ettik.

2004 yılında taşeron işçilerinin sendikaya üye olmalarının önünde hiçbir engel olmadığını anlatmak için Karayolları 6. Bölge işçileriyle Pınarbaşı’nda, Develi’de, Yozgat’ta ve tüm şubelerde toplantılar yapan bizlerdik.

Taşeron köleliğinin, özelleştirme saldırısının kıskacındaki karayolu işçilerinin mücadele birliği için mücadele bayrağını yükselten karayolu işçilerine önderlik edenler bizlerdik.

Ortak sorunlarımıza ortak çözümler bulmak için Kayseri’de ilk defa “Taşeron İşçiliğine Karşı Mücadele Sempozyumu”nu düzenlemek için harekete geçenler bizlerdik.

Karayolları 6. Bölge işçilerinin sesi olan, işçilerin hakları ve geleceği için birleştirmek, saldırılara karşı uyanık tutmak için iki yıldır aylık olarak çıkan “Karayolu İşçi Bülteni” adlı işçi gazetesine önderlik edenler bizlerdik.

İşverenle eş güdüm içinde çalışan, karayolu işçilerine yabancılaşmış olan, kendi ikballeri için, işçi sınıfının geleceğini karartan sendikamızda ağalık düzeni kuran sendika ağalarının saltanatını yıkmak için yönetime adayız! Yemede sonuncu, içmede sonuncu, fedakarlıkta birinci olmak, karayolu işçilerinin hakları ve geleceği için mücadele bayrağını dalgalandırmak, karayolu işçisinin gücünü göstermek boynumuzun borcudur.

Karayolları 6. Bölge’den Öncü İşçiler


TORUNLAR CENTER ASANSÖR FACİASINA TAKİPSİZLİK KARARI VERİLDİ


Torunlar Center inşaatında 10 işçinin ölümüyle sonuçlanan asansör faciasıyla ilgili açılan davanda Torunlar İnşaat’ın patronlarına takipsizlik verildi. İddianamede yer alan tanıkların ifadeleri ise en başta patronların sorumlu olduğunu gösteriyor. Savcıya ifade veren asansör operatörlerinden Emrah Acar; Proje Müdürü Murat Aytimur, şirket sahiplerinden Mehmet Torun, Emre Torun ve Aziz Torun’un asansör arızalarından haberdar oldukları, hatta Emre Torun’un asansöre güvenmediğinden dolayı inşaat teftişlerini yaparken merdivenleri kullandığını mesai arkadaşlarının da gördüğünü söyledi.

DENETLEMEDİLER

Savlılık iddianamesinde Torunlar GYO, asansör firması Geda Major, iş güvenliği firması NCA ve inşaatta görev alan diğer taşeron firma yetkililerinin yer aldığı 25 kişi hakkında taksirle adam öldürme suçundan dava açılması istendi. İddianamede yer alan ifadelere göre firma yetkilileri birbirini suçladı. Torunlar yetkilileri, kusurun diğer firmalarda olduğunu, Geda Major kendilerine bildirilen arızaları düzelttiklerini, iş güvenliği firması ise kazanın mesai saatleri dışında yaşandığını ve o saatte orada bulunmak zorunda olmadıklarını söyledi. Ancak savcılık iddianamesine göre asansör firmasının inşaatta görevlendirdiği iki kişinin herhangi bir sertifikası yoktu ve asıl firma Torunlar da bunu denetlemeyerek sertifikası olmayan kişilerin çalışmasına izin verdi. Bu iki kişi de, asansör firması yetkilileri de iki kişinin sertifikalarının olmadığını, böyle bir zorunluluk bulunmadığını, bu kişilere şirket içinde eğitim verildiğini söyledi.

İŞ AKSAMASIN DİYE...

Tanık anlatımları ise facianın nasıl göz göre göre geldiğini gösteriyor. İşçilerden Mehmet Hanifi Giray, asansör kullanımıyla ilgili işçilere ciddi bir eğitim verilmediğini, asansörün hareket ettirilmesi, durdurulması ve düğmelerin nasıl kullanılacağına ilişkin 15-20 dakikalık eğitim verildiğini söyledi. Asansör arızalarının sık sık yaşandığını dile getiren Ferhat Ök ise “Hatta olayın olduğu 06.09.2014 gününden bir gün önce akşam bu asansör yine arıza yapmış. Benim kanaatime göre bu ölümlü kazanın sorumluları Geda Asansör Firması Yetkilileri, NCA isimli iş ve iş güvenliği yetkilileri ile Torunlar GYO da görevli idari ve teknik personeldir. Çünkü bu kazanın olma ihtimali önceden belli idi. Zira arızalar sık sık meydana gelmiş olmasına rağmen kimse ciddi bir çözüm üretmedi” dedi. Barış Aktepe, Eren Sevinç, Ekber İlter isimli işçiler ise asansör arızasına defalarca şahit olduklarını, hatta yaşadıklarına dikkat çekerek, asansörün bozuk olduğunu söylemelerine karşın işler aksamasın diye geçici tamirler yapıldığını anlattı. 

TAKİPSİZLİK VERİLDİ

İddianamedeki tanık anlatımlarına karşın mahkeme, Torunlar GYO Yönetim Kurulu Başkanı Aziz Torun, Torunlar GYO Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Yardımcısı Yunus Emre Torun, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mehmet Torun, Torunlar GYO Muhasebe Müdürü Lütfü Vardı, Torunlar İnşaat Satın Alma Müdürü Abdülvahit Kaplan, Torun Center Proje Koordinatörü Tuncer Akarçay, İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Haluk Okur ile Bektaş Ateş ve Özmen Özmenoğlu hakkında takipsizlik kararı verdi.(İstanbul/EVRENSEL)

TÜRK-İŞ BAŞKANI ERGUN ATALAY'IN MAHKEME KARARLARI İLE İLGİLİ YAPTIĞI KONUŞMA

Ülkemizin en büyük işçi konfederasyonu başkanının hükümet önünde yaptığı konuşma güzel cümleler sayesinde işçilere " Bak ergun başkan hakkımızı ne güzel aramış " dedirtecek düzeyde.

Ne yazık ki Ergün Atalay Başbakan ın önünde sadece yakınıyor.Hükümet 37 aydır karayollarında çalışan taşeron işçilerin kadro hakkını veren mahkeme kararını uygulamazken ne yaptı asıl buna bakmak lazım.Yıldırım KOÇ hocamızın daha önce yazdığı gibi işçiler haklarını nasıl arayacaklar.
a) Can yakıcı eylemlerle.
b) Sorunu gündeme taşıyan ama sorunu çözmeyen eylemlerle.

Türk-iş hükümetin canını yakacak hiçbir eyleme ne yazık ki yaklaşmıyor,uzlaşmacı tutum alarak sorunları sadece dile getiriyor.En son Ankara da düzenlenen miting taşeron işçileri gündeme taşıdı ama sorunu çözmedi.Peki can yakıcı eylemler yapılsa ne olur du ? Düşünün tüm ülkede türk-iş in örgütlü olmadığı sektör yok.Türk-iş hükümete ;bakın arkadaş mahkeme kararlarını uygulayın,özelleştirmelerden vazgeçin,kıdem tazminatlarımıza dokunmayın yoksa üretimden gelen gücümüzü kullanır ülkede şartelleri indiririz diyebilseydi hükümet ne yapardı ?Böyle bir durumda hükümet bu sorunlara mecburen ya çözüm bulurdu, ya da halk baskısı nedeniyle dayanacak gücü kalmazdı.Taşeron meselesini ne türk-iş ne de yol-iş in çözmesine olanak yok.Çünkü yandaş olan karşı duramaz.

BİR KARAYOLLARI İŞÇİSİNİN SİTEMİZE GÖNDERDİĞİ MEKTUP

Karayolu işçilerine çağrı 
SENDİKA AĞALARININ ÇARKINI KIRMAK İÇİN İLERİ! 
Genel merkez ve şube yönetimlerinde yer tutan sendika ağaları yıllarca taşeron işçilerini sendikaya üye yapmaya yanaşmadılar. Taşeron işçilerinin seçme ve seçilme hakkının olduğunu yıllardan beri belirten öncü işçiler “bölücü” olmakla suçladılar. Yol-İş Genel Merkezi’nde ve Kayseri 1No’lu Şube’de yuvalanmış olan sendika ağaları, ne zamanki üye sayısı hızla azaldı, profesyonel sendikacılıkları tehlikeye düştü, ayrıcalıklarını kaybetmemek için taşeron işçilerine sarıldılar. Karayollarında çalışan 9 bin işçiyi sendikaya üye olarak yazmak için harekete geçtiler. 
Daha önce Diyarbakır 1 No’lu Şubesi’nin taşeron işçilerinin saflarına katmasını ve toplu sözleşme imzalamasını “mümkün değil” diyerek reddeden 1 No’lu Şube Başkanı Adem Özokutan ve diğer şube yöneticileri, profesyonellikleri sona ermesin diye taşeron işçileri sendikaya üye yaptılar. Şimdi de işçilerinin oylarını alıp bir dönem daha ağalıklarını sürdürmek için çırpınıyorlar. 
Ama bu defa işleri hiç de kolay değil. Zira birleşen işçilerin yenilmezliğine inanan, taşeronlaşmaya, karayollarında özelleştirmeye karşı göğsünü siper eden, “Eşit işe eşit ücret” talebini yükselten, karayollarında üç ayrı ücret skalası zulmüne karşı mücadele veren, karayolu işçilerine kurtuluşun yolunu öğreten öncü, her bedeli ödemeye hazır karayolu işçileri var. 
Taşeron köleliği karayolu işçisinin bağrına saplanmış bir bıçaktır. Görev taşeronluk köleliği konusunda işçilerin aydınlatılmasıdır. Görev AKP iktidarının “taşeron işçiliğe son vereceğiz” yalanlarına karnımızın tok olduğunu göstermektir. Görev taşeron köleliğine karşı mücadeleyi büyütmektir! 
Utanmadan bizden oy isteyen sendika ağaları, 
AYAĞA KALKIN! SİZDEN HESAP SORACAĞIZ! 
Çünkü siz Yol-İş Genel Merkez yöneticileri, Kayseri 1 No’lu Şube yöneticileri taşeron işçilerin bağrındaki bıçağı çıkarmak için hiçbir şey yapmadınız. Taşeronluk köleliğinin yaygınlaşmasına omuz verdiniz! Bir gün olsun taşeron patronlarına zorluk çıkarmadınız. Taşeron ağalarının ellerini soğutmamak için tüm gücünüzle mesai yaptınız! 
AYAĞA KALKIN SENDİKA YÖNETİCİLERİ! 
Sizin yardımınızla karayollarının özelleştirme hazırlıklarına 2009’da başlamaya cesaret edebildiler. Karayolları Genel Müdürlüğü’nü özel bütçeli bir kurum haline getirdiler. Araç parklarını “hizmet alımı” adı altında taşeron firmalara peşkeş çektiler. Otoyolları, köprüleri ve bunlar üzerindeki tesisleri özelleştirmeye başladılar. 
AYAĞA KALKIN VE HESAP VERİN SENDİKA AĞALARI! 
Sizin yardımlarınızla karayolları şube şefliklerini anahtar teslim özelleştirmeye başladılar. Kayseri 6. Bölge’ye bağlı Boğazlayan ve Develi şube şefliklerini özelleştirdiler. Özelleştirme talanı hala devam ediyor. Asıl hedefleri tüm şube şefliklerini anahtar teslimi satmaktır. Bunlar olup biterken taşeron firmalara, idareye zerre kadar zorluk çıkarmadığınız için hesap vereceksiniz. 
Yollarda, karda, kışta, çamurda, güneş altında çalışan karayollarında ömür tüken karayolu işçileri! 
Korkunun ecele faydası yok. Özelleştirmenin, taşeronlaştırmanın bu hızla devam etmesi durumunda ilk darbeyi yiyecek olanlar karayollarında çalışan taşeron işçileri olacaktır. Ayrıca daimi ve sözleşmeli olarak karayollarında çalışan ve sendikaya üye olan işçilerde özelleştirme vurgunun hedefindeler. Çünkü özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlıktır. Özelleştirme saldırısının başarılı olması durumunda binlerce karayolu işçisi sendikal haklardan yoksun kalacaktır. 
Özelleştirme, taşeronlaştırma saldırısı karayolları işçilerinin elindeki tüm kazanımları ve haklarını gasp etme saldırısıdır. Karayolları işçilerini güvencesiz çalışmayı, geleceksiz yaşamaya mahkum etme saldırısıdır. Karayolu işçilerinin ekonomik ve sosyal haklarının tasfiye etme saldırısıdır. 
Biz biliyoruz ki; özelleştirmelerin ardından on binlerce işçi işinden ekmeğinden oldu. Sendikasızlaştırma aldı başını yürüdü.Taşeronlaştırma genelleşti. Ücretler budandı. Biz işçilerin sosyal hakları ve ikramiyeleri ortadan kaldırıldı. 
Kayseri 6. Bölge işçileri! 
Bu sendika seçimi karayollarında yaşanan taşeronluk köleliği, özelleştirme saldırısına karşı “çözüm mücadelededir” diyen anlayışla, devlet kurumlarının kapısını çalarak, özelleştirme ve taşeronlaştırma boyun eğerek sendikacılık yapan uzlaşmacı anlayış arasında geçecektir. 
» Karayollarında özelleştirme yağmasını engellemek için! 
» Eşit işe eşit ücret, insanca yaşamaya yeten asgari ücret talebini yükseltmek için! 
» Taşeron işçilerinin kadro alması için! 
» Karayollarında çalışan tüm işçilerin sendikal hak ve özgürlüklerden, toplu sözleşme hakkından yararlanması için! 
» Karayollarının makineleri, araçlarının müteahhitlere teslim edilmemesi için! 
» Karayolu işçilerin işsizliğe mahkum edilmemesi için! 
» “Yapım ihalesi” adı altında hizmet alımı yapan, müteahhit firmalarını ihya eden sömürü ve yağmadüzenine dur demek için, 
» İşyeri temsilcilerini atayan sendika ağalarının düzenini yıkmak, işyeri temsilcilerinin seçimle belirlenmesi, seçimlerde karayolu işçilerinin söz, yetki, karar sahibi olması için, 
» Taşeron işçiliğin yasaklanması için, 
» İşçilerin birliği, halkların kardeşliği için, 
» Sözün, yetkinin, karar sahibi karayolu işçilerinin ortak iradesini esas alan sınıf sendikacılığı anlayışını hakim kılmak için yola çıkıyoruz. 
Bizleri mücadelemizden tanırsınız. Yaptıklarımızın tanığı karayolu Kayseri 6.bölge işçileridir. Sadece seçim dönemlerinde meydana çıkıp, seçimden sonra 4 yıl boyunca köşesine çekilmeyi reddedenler bizlerdik. 
Her gün, bulunduğumuz her yerde karayolu işçilerinin mücadele birliğini sağlamak için, birleşen karayolu işçilerin yenilmezliğini göstermek için bedel ödemeyi göze alanlar bizlerdik. 
2004 yılında taşeron işçilerinin sendikaya üye olmalarının önünde hiçbir engel olmadığını anlatmak için Karayolları 6. Bölge işçileriyle Pınarbaşı’nda, Develi’de, Yozgat’ta, ve tüm şubelerde toplantılar yapanlar bizlerdik. 
Taşeronluk köleliğinin, özelleştirme saldırısının kıskacındaki karayolu işçilerinin mücadele birliği için mücadele bayrağını yükselten karayolu işçilerine önderlik edenler bizlerdik. 
Ortak sorunlarımıza, ortak çözümler bulmak için ilk defa Kayseri’de “Taşeron İşçiliğine Karşı Mücadele Sempozyumu”nu düzenlemek için harekete geçenler bizlerdik. 
Karayolları 6. Bölge işçilerinin sesi olan, işçilerin hakları ve geleceği için birleştirmek, saldırılara karşı uyanık tutmak için yaklaşık iki yıldır aylık olarak çıkan “Karayolu İşçi Bülteni” adlı işçi gazetesine önderlik edenler bizlerdik. 
Adımız karayolu işçilerinin hakları ve geleceğini kararlılıkla savunduğu için yıllarını sürgünde geçirmeyi göze alan Şinasi oldu. Adımız Yol-İş Genel Kurulu’nda “söz, yetki, karar karayolu işçilerine” dediği için, sendika ağalarının yüzüne gerçekleri haykırdığı için Yol-İş ağalarını huzursuz eden Yusuf oldu. 
İşverenle eş güdüm içinde çalışan, karayolu işçilerine yabancılaşmış olan, kendi ikballeri için, işçi sınıfının geleceğini karartan sendikamızda ağalık düzeni kuran sendika ağalarını saltanatını yıkalım. Yemede sonuncu, içmede sonuncu, fedakarlıkta birinci olmamak için, karayolu işçilerinin hakları ve geleceği için mücadele bayrağını dalgalandırmak için aday olalım! Karayolu işçisinin gücünü gösterelim! 
KAYSERİ 6. BÖLGE ÖNCÜ KARAYOLU İŞÇİLERİ ADINA YUSUF ERDİNÇ 




Orta vadeli program güvencesizlik ve yoksulluk programıdır

Hükümet Orta Vadeli Programı (2015-2017) açıkladı. Program bütünüyle sermaye kesimlerinin beklentilerine göre şekillendirilirken, işçi sınıfı için fazla sömürünün ve yoksullaşmanın işaretlerini verdi. Programın temel amacı büyüme performansına, cari işlemler açığını düşürmeye, enflasyon hedefine ulaşmaya kilitlenirken, refahın paylaşılması, gelir dağılımının düzeltilmesi, ücretlerin ekonomik büyümeden pay alması, insan onuruna yaraşır nitelikli işler yaratarak işsizlikle mücadele gibi hususlar göz ardı edildi.

Ekonomik büyüme adına “emek maliyetleri”nin düşürülmesi yani sömürünün yoğunlaştırılması amacı açıkça ortaya kondu. İşçi sınıfını daha da yoksullaştıracak, güvencesizleştirecek çalışma yaşamını “esnekleştirme” politikalarının daha önceden adı anılan tüm unsurları Orta Vadeli Program’da yer aldı. Modern kölelik büroları adı verilen ve işçileri toplu halde geçici sürelerle kiralama esasına dayalı, geçici işçiliğin kurumsallaşması anlamına gelen özel istihdam bürolarının yaygınlaştırılması hedefi programda yer aldı. Kıdem tazminatının fona devri adı altında iş güvencesinin ortadan kaldırılması da programın hedefleri arasında. Sonuçlarını vahim bir biçimde yaşadığımız taşeronluk sisteminde “işçi hakları”na dikkat çekerken “rekabet gücü” göz önüne alınarak düzenleme yapılacağının söylenmesi bu konuda bir iyileştirmeyi olanaksız kılmaktadır. Zira “rekabet gücü” gereği emeğin değersizleştirilmesi ve güvencesizleştirilmesi programa damgasını vurmaktadır.

Her gün iş cinayetlerinde ortalama 4-5 işçinin yaşamını yitirdiği bir ülkede işçi sağlığı güvenliğinin tek bir maddeyle geçiştirilirken “rekabet” kavramının 17 yerde geçmesi dikkat çeken konulardan biri olmuştur. Bu kapsamda 2015-2017 programına dair görüşlerimiz ana başlıklarla şöyledir:

1) EKONOMİDE KRONİK SORUNLARLA “YOLA DEVAM”

Türkiye ekonomisi ithalata ve sıcak para akışına dayalı yapısı ile kırılgan bir özellik göstermektedir. Tasarruf oranları sürekli olarak azalmakta, kredi sistemi ve cari işlemler açığı tehlike sinyalleri vermektedir. AKP döneminde uygulanan ekonomi politikaları bu sorunları derinleştirmektedir. İç tasarrufların yetersiz olduğu bir ortamda dış kaynak girişi desteklenmiş, sermaye birikiminin sürekliliğinin sağlanması ve iç talebi ayakta tutmak adına halk kontrolsüz bir biçimde borç batağına sokulmuştur. Dış borçları katlanarak artıran ekonomi politikaları sonucu döviz kurlarındaki en ufak bir artış ülke ekonomisini uçurumun kenarına getirmektedir.

Bu durumun sorumlusu olan siyasal iktidar faturayı yine geniş halk kesimlerine kesme niyetindedir. Tüketim harcamalarının ve yurt içi talebin sınırlandırılması yoluyla cari açığın düşürülmesi stratejisinin en temel bileşeni emekçi kesimlerinin alım gücünün düşürülmesidir. Nitekim programda buna dair ipuçları açık/kapalı verilmektedir. Benzer şekilde “enflasyonla mücadele” vurgusunun öne çıkması da bu kaygıları artırmaktadır. Bilindiği gibi neoliberal politikaları benimseyen hükümetlerin sürdürdüğü enflasyonla mücadele programlarının temel bileşenleri ücretleri baskı altına almak ve işsizliği “sürdürülebilir” bir düzeyde kabullenmektir.

2) DIŞA BAĞIMLI BÜYÜMEYE DEVAM

Programda Türkiye’nin büyüme performansında yaşanan düşüşe işaret edilmektedir. Öte yandan belirlenen büyüme hedefleri iyimser beklentiler üzerine şekillendirilmiştir. Bu iyimser beklentiler küresel ekonomide büyüme, ABD faizlerinin etkileri, yabancı sermaye girişleri gibi büyük oranda dış etmenlere bağlanmış durumdadır. Bu da Türkiye ekonomisinin bağımlı karakterini somut olarak ortaya koymaktadır.

3) İŞÇİ SINIFINI YOKSULLAŞTIRAN, GÜVENCESİZLEŞTİREN, ÖLDÜREN BÜYÜME

Programda 2013 yılında büyümeye katkının tamamen sermaye stoku ve yüksek oranda artış gösteren istihdamdan geldiği ifade edilmektedir. “Toplam faktör verimliliğinin büyümeye negatif katkı” yaptığı söylenmektedir ve 2014 yılında da benzer bir beklenti olduğu belirtilmiştir. Bu tespitler şunu göstermektedir ki Türkiye ekonomisi teknolojik sıçramayla, verimlilik artışıyla değil emek gücü maliyetlerini aşağı çekerek büyümüştür. Böylesi bir büyümenin işçi sınıfı için anlamı ise artan yoksulluk, güvencesizlik ve iş cinayetleri olmuştur.

4) MUTFAKTA ALIM GÜCÜ İKİ YILDA EN AZ YÜZDE 5 AZALACAK

Programda enflasyon hedefi de tanımlanmaktadır. Enflasyon verileri büyük oranda ücretler açısından da belirleyici olmaktadır. Enflasyona dayalı ücret artışlarının sokaktaki enflasyonla uyumsuzluğu, işçilerin alım gücünde resmi verilere yansımayan bir kayıp yaratmaktadır. Nitekim programda 2015 yılında gıda fiyatlarındaki artışın yüzde 9, genel enflasyonun yüzde 6,3, 2016 yılında gıda fiyatlarındaki artışın yüzde 8, genel enflasyonun yüzde 5 olacağı tahmin edilmektedir. Bu durum enflasyona dayalı ücret artışı halinde mutfaktaki alım gücünün 2 yılda yüzde 5 azalacağı anlamına gelmektedir. Ayrıca asgari ücret artış dönemlerinde ücretlerin baskı altında tutulmasının gerekçelerinden birinin Orta Vadeli Programda da önemi ısrarla vurgulanan enflasyonla mücadele politikası olduğunu burada hatırlatmak isteriz. Bu koşullar altında asgari ücretin açlık sınırının altında bir ücret olarak belirlenmeye devam edeceği anlaşılıyor.

5) ÖZELLEŞTİRME YAĞMASI SÜRECEK, VERGİ YÜKÜ YİNE EMEĞİN SIRTINDA

Devletin gelirler politikasında toplumsal kaynakların haraç mezat elden çıkartılması anlamına gelen özelleştirme ve dolaylı vergilerdeki artışın etkisine dikkat çekilen programda özelleştirmelerde ve kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesinde ısrar edilmektedir.

Adaletsiz bir vergi sistemine işaret eden dolaylı vergilerin ağırlığı meselesinde ise bir yaklaşım değişikliği gözlemlenememektedir. Gelire göre alınan dolaysız vergilerin artırılması hedefinden bahsedilse de, bu hedef tüketimi azaltacak politikalar nedeniyle vergi kaybı yaşanacağı öngörüsü üzerinden tartışılmaktadır. Tüm vergi gelirlerinin yüzde 70’ini oluşturan KDV-ÖTV gibi dolaylı vergilerin adaletsizliğine vurgu yapılmadan, gelirleri artırmak üzerinden bu tartışmanın yapılması dikkat çekicidir. Gelir vergisinin de yüzde 60’ını ücretlilerin ödediği bir ortamda “adalet” tartışması yapmadan gelirler politikası tartışılması, dolaysız vergilerde de ücretlilerin yükün büyük bölümünü çekmeye devam edeceğini göstermektedir

6) ORTA VADEDE EMEĞİN HAKLARI YOK

Makroekonomik politikalardan biri 78. Maddede “Yurt içi üretimde işgücü, enerji ve ulaşım gibi alanlarda üretim maliyetlerinin düşürülmesine yönelik tedbirler kamu mali dengeleri gözetilerek uygulamaya konulacaktır” olarak belirlenmiştir. İşgücünün, enerji ve ulaşım gibi bir maliyet kalemi olarak görülmesi programın geneline yansıyan işletmeci-piyasacı algının bir yansımasıdır. Bu sömürünün derinleştirilmesi stratejisinin bir ifadesidir.

Girişimcilik, rekabet, teşvik, özelleştirme, yatırımcılara ve işletmelere kolaylıklar programın her aşamasında karşımıza çıkarken, emeğin haklarından, örgütlenme özgürlüğünden, sendikal haklardan hemen hemen hiç bahsedilmemektedir. Tam tersine yatırım ortamının iyileştirmesi başlığı başlı başına emekçilerin daha yoğun, esnek ve güvencesiz çalıştırılmasını bir girdi olarak almaktadır.

7) REKABETÇİ İŞ GÜCÜ PİYASASI İÇİN BÜYÜK SALDIRI

İstihdam politikaları rekabetçi bir işgücü piyasasının oluşturulmasını hedefine almıştır. Halbuki işçiler arasında yaratılan rekabet ortamı dibe doğru bir yarış anlamına gelmektedir. Rekabetçi işgücü piyasası söylemi programın istihdam alanına dair yaklaşımının özetidir. Programda yer alan özel istihdam bürolarına geçici iş ilişkisi kurma hakkı tanınması ve yaygınlaştırılması, geçici çalışmanın kurumsallaşması anlamına gelecektir. İşçiler çalışma iradelerini bu bürolara teslim edecek, sabit bir gelirle, düzenli bir işte çalışma olanağı ve çalışacağı işyerini seçme özgürlüğü ortadan kalkacak, işgücü piyasalarında dayılık denen sistem bu ad altında yaygınlaşacaktır.

Yine programın hedeflerinde yer alan ve sonuçlarını vahim bir biçimde yaşadığımız taşeronluk sisteminin programda pek de fazla vurgulanmayan “işçi hakları” ile programın omurgasını oluşturan “rekabet gücü” göz önüne alınarak yeniden gözden geçirilmesinin ne anlama geldiği açıktır. Amaç taşeron çalıştırmayı asli bir istihdam biçimi haline getirmektir. İşçi sağlığı ve güvenliği gibi temel bir mesele sadece denetim, teşvik, bilinç ve güvenlik kültürünün geliştirilmesi üzerinden tanımlanmakta ve tek bir cümle ile geçiştirilmektedir.

Kıdem tazminatının fona devri ile işlevsizleştirilerek ortadan kaldırılmasını amaçlayan uygulama “sosyal taraflarla diyalog içerisinde tüm işçilerin faydalanacağı ve bireysel hesaba dayanan bir kıdem tazminatı sistemi geliştirilecektir” söylemi ile programda yerini almaktadır. Mevcutta tek bir cümle değişikliği ile kıdem tazminatından herkesin faydalanabilmesi sağlanabilecekken, fon uygulamasının gündeme gelmesi iyi niyetli bir girişim değildir. Amaç öncelikle kıdem tazminatının iş güvencesi sağlayan yönünün yok edilmesidir. Bunun yanı sıra düşen birikim oranları nedeniyle işçinin kıdem tazminatı özel emeklilik fonlarını besleyecek bir gıda olarak düşünülmektedir. İşsizlik sigortası fonunun milli gelir içindeki payının 2016 yılında bir önceki yıla düşmesinin öngörülmesi kıdem tazminatının fona devir sürecinde işsizlik fonunun kullanılması düşüncesini akla getirmektedir.

Sonuç olarak Orta Vadeli Program AKP hükümetinin emeğin kazanılmış haklarına yönelen saldırısının açık ifadesidir.


KARAYOLLARI İŞÇİLERİ’NİN DİKKATİNE

 

1-Bakım şubeleri anahtar teslimi müteahhit firmalara verilirken yol-iş neden direniş göstermedi ?

2-Otoyollar-Köprüler özelleştirme sürecinde olmasına rağmen yol-iş bu özelleştirmelere neden sessiz kalıyor?

3-Özel idarelerde çalışan işçiler önce belediyelere şimdi de değişik kurumlara gönderilirken yol-iş neden bu konuda ses çıkarmıyor ?

4-2013 Mart ayında imzalanan toplu iş sözleşmesine dahil olan taşeron işçiler için yol-iş sözleşme dönemi bitmesine rağmen neden ses çıkarmıyor?

5-2011 yılında taşeron işçiler için asıl işi yapıyorlar,karayollarının asıl işçileridir diye Yargıtay kararı olmasına rağmen bu kararın uygulanmamasını  yol-iş neden mahkemeye taşımadı?

6-Torba yasada yol-iş 4/c ye razı olmasına rağmen Türk-iş  4/c ye engel oldumu?

7-Ekim ayında taşeron işçiler için yasa çıkmasını beklediklerini katıldığı yol-iş şube genel kurullarında ilan eden yol-iş genel başkanı  kadro yasası çıkmazsa bir yıl içerisinde alacakların alınacağını neden söylüyor ?

8-Yol-iş özelleştirmeye,taşeronlaşmaya karşı dik durabilirmi?

2009 yılında karayolları genel müdürlüğünün özel bütçeli kurum haline getirilmesi ve teşkilat yasasının değiştirilmesini  film izler keyifle izleyen yol-iş sendikasının ağaları olmasaydı karayolları genel müdürlüğü  bu hızla karayollarını özelleştiremez,şubeleri müteahhit firmalara teslim edemezdi.Yol-iş üye sayısının hızla azalması ve %2 lik baraja takılarak toplu iş sözleşmesi imzalama yetkisini kaybetmemek için taşeron işçileri üye yapmaya başladı.Üyeliği izleyen süreç içerisinde yol-iş avukatlarının önerisi üzerine muvazaa davaları açıldı.Yol-iş uzlaşma içerisinde taşeron işçileri üye yaparken müteahhit firmalardan hiç tepki almadı.Normal koşullarda siz bir firmanın işçisini hem de noterden üye yapmaya çalışsanız o firma işçileri işten atmaya,sendikayı işyerine sokmamaya çalışırdı.Daha ilk günden yol-iş ile karayolları genel müdürlüğü arasında bir mutabakat olduğu konusunda artık hiç kuşku duymuyorum.Taşeron işçiler  yol-iş in üye sayısı artırılarak sendika ağalarının gelecekleri kurtarılırken karayolları genel müdürlüğü de kendi planlarını uygulama fırsatı yakaladı. Mahkeme kararları uygulanmazken yol-iş sürekli taşeron işçileri hükümetle uzlaşarak sorunu çözeceğiz kadroya geçeceksiniz vaatleri ile işçileri uyuturken,kadrolu işçilerinin iş güvencesini de tehdit altına aldığını biliyor ama sesiz kalmaya devam ediyordu.2014 ekim ayı içerisinde hala yol-iş genel başkanı katıldığı şube genel kurullarında ekimde taşeron yasası ile kadro alacaksınız diye işçileri uyutmaya devam ediyor.En son kayseri  şube seçimlerinde bu vaatlerini sıraladı ve kadro olmazsa bir yıl içerisinde alacakların tahsil edileceğini söylerken de yine işçileri uyutuyordu.Çünkü Yargıtay da alacak davaları bozuldu ve en yakın 2 yıllık bir süreç sözkonusu.Ancak yol-iş sendikası ağaları için taşeron işçisi kadro almamış,alacaklarını alamamış,kadrolu işçiler özelleştirme mağduru olarak oradan oraya sürülmüş,4/c ye mahkum edilmiş hiç önemli değil.Yol-iş şube başkanları ve yönetim kurulları içinde yukarıda sayılanların önemi yoktur.Önemli olan maaş ve yolluklarının gününde hesaplarına yatmasıdır.Sendikacılığı maaş kapısı gören anlayış yol-iş de bu dönemde hüküm sürmeye yakındır.Taşeron işçiler kadro vaatleri ile kandırılarak mevcut sendikal yönetimlerin yeniden seçilmeleri sağlanmış ve yol-iş genel kuruluna ipotek konmuştur.Mevcut yol-iş yönetimi yapılacak genel kurul sonrasında taşeron işçilerden kurtulmuş,karayollarını özelleştirmeye teslim etmiş ,kadrolu işçilerini başka kurumlara gönderecek aşamaya gelmiş olacaktır.İddia ediyorum 01.mart da imzalanacak toplu iş sözleşmesi karayolları işçilerinin son sözleşmesi olacaktır.

Ne yazık ki mücadele etmeden kurumu kendi ellerimizle müteahhitlere teslim ettik.Bundan sonra karayollarında tüm işler taşeron firmalar tarafından yapılacak ve kadrolu işçiler günü geldiğinde tasfiye edilecektir.Bu durumdan kurtulmak için ya bir mucizeye ya da sınıf biliciyle mücadele edecek donanımlı ve kararlı işçilere ihtiyacımız var.



HÜKÜMETİN AÇIKLADIĞI PROĞRAMIN ŞİFRELERİ

    Ekonomiden sorumlu devlet bakanının açıkladığı program hükümetin bundan sonra atacağı adımların şifrelerini bizlere veriyor.Sıcak para ile idare edilen Türkiye ekonomisinde deniz bitti,kara göründü.Hükümet iflas etmiş tüccar misali elinde kalan son parça malları haraç mezat satacağını,kıdem tazminatı fonunu devreye sokacağını,taşerondan daha kötü bir sistemi esnek çalışmayı,kiralık işçi bürolarını devreye sokacağının sinyallerini verdi.

    Türk-iş başkanı Atalay Özelleştirme yapacağını açıklayan hükümeti sadece eleştirerek(Herhangibir eylem planı açıklamayarak) esasen Türk-iş in özelleştirmelere seyirci kalacağını işçi sınıfına anlatmaya çalıştı.Daha önce kıdem tazminatı gündeme gelirse genel grev sebebi sayarız diye tepki gösteren Türk-iş in özelleştirmelerin hemen ardından gelecek kıdem tazminatı saldırısında da esnek davranacağı,hükümet sendikacılığı yapacağını şimdiden söyleyebiliriz.

    Genel seçimler öncesi kıdem tazminatı fonu ile ilgili bir gelişme yaşanmayacağı seçimlerden sonra fonun devreye sokulacağını Babacan satır arasında işaret etti.Hükümet özelleştirme ye daha hızlı bir şekilde kaldığı yerden devam edecek.Sıcak paranın kesilmesi sonucunda büyüme rakamlarının revize edilmesi önümüzdeki aylarda işsizlik olarak işçilere geri dönecek.Birçok KOBİ ithalat ekonomisine bağlı üretim yapması sonucunda iflas edecek,bu işletmelerde çalışan binlerce kişiye işsizlik görülüyor.Ortadoğuda yaşanan gelişmelere paralel olarak çıkacak çatışmaların ilk vuracağı sektör olan turizmde de işsizlik beklenebilir.

    Karayolları taşeron işçilerine kadro verilmesinin önündeki en büyük engel ise binlerce taşeron işçisinin muvazaa davalarını kazanmış olmalarıdır.Çünkü 80-100 bin kişilik taşeron ordusundan 7 bin karayolları taşeron işçisine kadro verilmesi diğer taşeron çalışanlar açısından hak doğuracak ki hükümet bundan korktuğu için karayolları taşeron işçilerine kadro vermeyecek.Ancak karayolları taşeron işçilerinin alacak davalarının yargıtay da olması hükümeti her ne kadar sıkıştırıyor görülse de bu sorunu hükümet eninde sonunda para ödeyerek kapatmak zorunda kalacak.Yakın zamanda taşeronluk tüm kamuya yayılarak devam ederken kamuda kadrolu işçilerin yapacağı işlerin işçi kiralama bürolarından temin edilmesi yönüne gidileceği düşünülüyor.

    2015 Toplu iş sözleşmeleri sendikalar açısından çok zor geçecek.İşçiler enflasyon rakamlarının altında kaldıklarından daha da kötü sözleşmelere imza atmak zorunda kalacak.Krizi bahane edecek hükümet yetkilileri sendikaları az a razı etmeye çalışacak.Kamuda sendikalı işçi sayısı giderek azalırken,emekli yaşı dolmuş işçileri zorunlu emekliliğe razı edecek gelişmelerin yaşanması kaçınılmaz.Hükümetin elinde tuttuğu 4/c sistemine bir gün her işçi arkadaşımız girecek.Belki yarın belki yarından da yakın.