E-Bülten

Haberler

Tüm Haberler

Hava Durumu

Döviz

1 $ = 2,28 TL
1 € = 2,88 TL
781726 Ziyaretçi

DİLENENLER DEĞİL,DİRENENLER KAZANACAK.

TAKIM SÖZLEŞMESİ NEDİR ?

İş kanununa göre bir işçi gurubunun işçilerinini temsilen bir takım klavuzu tarafından işverenle yapılan sözleşmeye "Takım sözleşmesi denir.

Takım sözleşmesi imzalamak için aynı işyerinde çalışan birden fazla işçinin onayını almak gerekmektedir.Örneğin aynı işyerinde yol-iş den istifa ettiniz ve dayanışma aidatı ödemek istemiyor ve yol-iş ce imzalanan toplu iş sözleşmesini beğenmiyorsunuz.Eğer sizinle birlikde işyerinizde birden fazla kişi aynı durumdaysa ve bu arkadaşlarınız sizi takım adına klavuz olarak görevlendirip bizim için işverenle sözleşme imzala diye referans verirse işvereni sözleşme imzalamaya davet ediyor ve arkadaşlarınız adına sözleşme imzalıyorsunuz.

Şimdiye kadar karayollarında tek sendika faaliyette olduğundan ve tis yetkisini elinde bulundurmanın avantajlarını kullandığından dolayı takım sözleşmesi kavramı gündeme gelmemişti.Ancak bu durumu yol-iş değiştirmek istiyor olacak ki ; tehdit ediyor,korkutmaya çalışıyor.Dayanışma aidatı ödeyerek imzalanan toplu iş sözleşmesinden faydalanmak sendikadan istifa eden her işçinin 6356 sayılı kanuna göre hakkıdır.Bu hakkı AZALTMAYA çalışacakları "Takım sözleşmeleri " bekliyor.

DUYURU MU TEHDİT Mİ ?


İLDENİZ GÜNYELİ 28.09.2014

Yol-iş sendikası geçen hafta içerisinde üyelerini bilgilendirmek adına ! internet sitesinden bir duyuru yayımladı.Duyuruyu  ilk okuduğumda hayretler içerisinde kaldım.Taşeron işçiler açık açık tehdit ediliyor ve gerçek olmayan bilgilerle korkutulmaya,yol-iş e üye olarak kalmaları sağlanmaya çalışılıyordu.

Duyurunun bir bölümünde “Karayollarında temin suretiyle istihdam edilen ve idarenin işçisi olduğu mahkeme kararıyla tespit edilen üyelerimizin sürekli işçi kadrolarında istihdamının bir kanunla yapılması zorunlu olmamakla birlikte, daha teminatlı olduğu için Sendikamız bu yönde çaba sarf etmiştir” diye yazılmıştı.

Buradan yol-iş sendikasının yetkililerine el insaf diyoruz.Çünkü;

A)    Hem mahkeme kararlarını gerekçe göstereceksin hem de mahkeme kararları yeterince güvenilir değil diye hükümetten kadro çıkarması için kanun bekleyeceksin.Hem de diyeceksin ki sendikamız bu yönde çaba sarf etmiştir.Bu yazıyı okuyunca şunu anlıyoruz ki ,yol-iş mahkeme kararlarını uygulatmaktan vazgeçmiş,mahkeme kararlarının uygulanmayacağına kendisi de inanmış.Yol-iş torba kanunda karayolları taşeron işçilerine özel yasa çıkması için çaba sarf etmiş ancak bunda başarılı olamamıştır.Çünkü muvazaa,işe iade,alacak davalarını kazanan binlerce taşeron işçisi bulunmaktadır ve çıkacak yasa ile onlarında hak sahibi olacaklarını hükümet yetkilileri bilmektedir.Bütçe açığının tavan yaptığı bir dönemde kamunun 100 binin üzerinde taşeron işçisine kadro vermeyeceği aşikardır.Hükümet programı incelenecek olursa kamuda kadrolu işçiliğin yok edilmeye çalışıldığı tüm işlerin taşeronlara verildiği görülecektir.Bu yılki bütçeye 22 bin olan 4/c kadrolarına 50 binlik tahsis ayrılmış olması da iddiamı güçlendirmektedir.

B)    Duyurunun bir diğer bölümünde de “Alacak davalarını kendileri başka avukatlara vekalet vererek devam ettiren taşeron işçiler tehdit edilmekte ve şöyle denmektedir.”Sendikamız böyle durumlarda, bugüne kadar talep etmediği üyelik aidatlarını, normal koşullarda istenmesi düşünülmeyen dava masraflarını ve avukatlık ücretlerini bu üyelerden talep etmek zorunda kalacaktır.

Hakikaten yol-iş sendikası yetkilerince bu duyuru yazıldıysa yazıklar olsun.Ama sendikacılık konusunda bilgisiz avukatın kaleminden bu duyuru yazıldıysa daha da  yazıklar olsun.Hakikaten siz üyeleriniz olan bu taşeron işçileri parayla niye korkutmaya çalışıyorsunuz ?

Korkutmaya çalışıyorsunuz ama size kim inanır.Çünkü,

A)    Toplu iş sözleşmesi uygulanmadan üyelik aidatı kesilemeyeceğini bilmiyormusunuz? Üyelik aidatının toplu iş sözleşmesinden yararlanan her taşeron işçiden kesilmesi gerektiğini bunun bir yasal gereklilik olduğunu neden söylemiyorsunuz?

B)    Dava masraflarını kaybeden taraf olan karayolları genel müdürlüğü nün ödeyeceğini bilmenize rağmen neden üyelerinizi bakın sizden masrafları keseriz diye tehdit ediyorsunuz?

C)   Avukatlık ücreti yani vekalet ücretinin zorunlu bir kesinti olduğunu bilmiyormusunuz?Siz diyorsunuz ki,avukatlarımız vekalet ücretlerini bize üye kalan taşeron işçilerden istemeyecekler.Hadi canım sizde size kim inanır? Avukatlarınız vekalet ücretlerinden vazgeçeceklerini yazılı olarak beyan etsinler gelip yol-iş de hepinizden özür dileyeyim.

 

Olağan durumlarda her sendika normal davranabilir mücadeleci olduğunu iyi sendikacılık yaptığını anlatabilir.Ancak hükümetlerin güçlü olduğu tek partili iktidarların dönemlerinde nasıl sendikacılık yaptıkları ortaya çıkar.Yol-iş iktidara teslim olmuş kendisini oraya seçen işçilerin gücüne inanmayan işçilerine güvenmeyen bir sendika haline gelmiştir.Bağlı bulunduğu Türk-iş konfederasyonunun başkanından yönetim kuruluna kadar hükümetin sendikası haline gelmesinin de bu durumda rolü vardır.Yol-iş taşeron işçiler için mücadeleyi başlatmış ancak zoru görünce kolay yolu seçerek uzlaşı derdine düşmüştür.38 aydır taşeron işçiler konusunda  uzlaşı ile bir çare bulamamaları yol-iş içerinde ciddi kırılmaların yaşanmasına sebep olmuştur/olacaktır.

Yol-iş in taşeron konusunda uzlaşı ile aradığı çare yerine uluslar arası mahkemeleri kullanmaması,uluslar arası sözleşmeleri görmezden gelmesi,anayasa mahkemesine başvuruda bulunamamasının altında yatan özel nedeninde  “yol-iş yolsuzluk davasının Yargıtay ceza daireleri genel kurulunda” olduğunu gerçeğidir.Kısaca yol-iş hükümetçe köşeye sıkıştırılmış durumdadır ve hükümetin koşullarını kabullenmekten başka çaresi olmadığını düşündürmektedir.

Bakım şubelerin yaptığı işlerin anahtar teslim taşeron firmalara verildiği 01.03.2013 tarihinden itibaren kadrolu işçiler çay ocaklarında iş verilmeden oturtulmakta binlerce iş makinası,kamyon ve araçlar sundurmalarda çürütülmektedir.Bazı bölgelerde yapım işlerinin ,bazı bölgelerde asfalt kaplama işçilerinin bir kısmı kadrolu işçilerce yapılsa da bu durumun çok uzun sürmeyeceğini karayollarında çalışan her işçi bilmektedir.Taşeron işçilerin kadro sorununun çözülmeyeceğini  ancak bazı düzenlemeler ile taşeron işçiliğinin daha da artırılacağını bugünden söylüyorum.Karayollarında çalışan kadrolu işçilerin de kısa bir zaman sonra başka kurumlara gönderileceğini düşünüyorum.Çünkü” iş olmayan yerde işçi olmaz.”

Özel idarelerden kısa bir süre önce belediyelere gönderilen işçilerin büyük bir kısmı yeniden karayollarının çeşitli bölgelerinde(Belediyelerin havuza gönderdiği işçiler) 14.9.2014 tarihi itibarı ile işbaşı yaptılar.Kaç işçinin işbaşı yaptığını ocak ayı verilerinden öğreneceğiz.Hiç bir işçi arkadaşım karayolları güçleniyor diye düşünmesin tam tersine bu işçiler belediye kadrolarına kabul edilmediler çünkü 4/c ye gönderilecek karayollarının kadrolarına atandılar.

Yakın bir zamanda yol-iş in büyük bir bölünme yaşayacağını düşünüyorum.Taşeron işçiler kendi dertlerine çözüm bulunmayınca,2.skala işçileri (yol-iş den zaten çoklukla istifa ettiler ve sendika arayışı içerisindeler) sorunları çözülmeyince ve en şanslı kesim kadrolu işçiler özelleştirme sırasının kendilerinde olduğunu anladıklarında yol-iş ile yollarını mücadeleci sendikalar lehine ayıracaklar.Yol-iş içerisinde şimdilik bölünme yaşanmamasının tek sebebinin yol-iş in dağıttığı rant olduğunu düşünüyorum.Yılların birikiminin nasıl yok edilmeye başlandığını her karayolcu biliyor.Yol-iş den nemalanmayan sıradan işçilerin yol-iş den memnun olmadığını işyerlerine gelen her sendika yetkilisi azarlanarak öğreniyor.Bu süreç umutların yeniden yeşermesine doğru hızlı adımlarla gidiyor.

 

EK:

YOL-İŞ SENDİKASI 
DUYURU

Karayolları Genel Müdürlüğü işyerlerinde aracı firmalardan temin suretiyle istihdam edilen üyelerimizden, daha önce anılan Genel Müdürlüğün işçisi olduğu yargı kararıyla tespit edilenler için açılan ücret fark alacak davaları devam etmektedir. Beş yıllık zamanaşımı ve sendika üyeliğinin işverene bildirildiği tarih gözetilerek açılan söz konusu davaların hepsinde aşama kaydedilmiş, birçoğunda bilirkişi incelemesi tamamlanmıştır. Davaların sağlıklı şekilde ve en kısa zamanda bitirilmesine çalışılmaktadır. Bu davalarda sadece ücret fark alacaklarının istendiğini özellikle hatırlatmak gerekir. Kıdem tazminatı ve hak kazanılıp da kullanılmayan yıllık izin ücretleri ancak iş sözleşmesi sona erdiğinde istenebildiğinden lava konusu yapılmamıştır. Ancak üyelerimiz, iş sözleşmeleri (işverence haksız fesih, emeklilik, askerlik gibi) kıdem tazminatına hak kazandıran bir nedenle sona erdiğinde, Karayollarında çalışmaya başladıkları ilk günden itibaren kıdem tazminatına hak kazanacaktır. Bunun gibi, kullanmadıkları bütün yıllık izinlerinin ücretlerini de talep edebileceklerdir. Söz konusu hakların tahsili için zamanaşımı, iş sözleşmesinin sona ermesiyle başlayacağından, geçmişe dönük bütün süreler için kıdem tazminatına ve yıllık ücretli izin ücretine hak kazanılacaktır. Anılan hakların, günü geldiğinde talep edilmesi her halde olanaklıdır.
Açılan alacak davalar normal seyrinde giderse sona ermesi uzun zaman almayacaktır. Ancak bu süreçte üyelerimizin Karayollarının sürekli işçi kadrolarında istihdamı da her an gerçekleşebilir.
Karayollarında temin suretiyle istihdam edilen ve idarenin işçisi olduğu mahkeme kararıyla tespit edilen üyelerimizin sürekli işçi kadrolarında istihdamının bir kanunla yapılması zorunlu olmamakla birlikte, daha teminatlı olduğu için Sendikamız bu yönde çaba sarf etmiştir ve elindeki bütün olanakları kullanmaktadır. Çalışma Bakanlığın n bu konuda Ekim ayında yapılması planlanan bir kanun değişikliği için ciddi hazırlık içinde olduğu yetkililerce dile getirilmiştir. Yönetim Kurulunca yapılan görüşmelerimiz sonucu yapılacak yasa ile muhtemelen hakkında yargı kararı bulunanlardan bugüne kadar alacaklarını tahsil etmemiş olanların Karayolları Genel Müdürlüğünün sürekli işçi kadrolarında istihdamı gündeme gelecektir. Çünkü görüşmelerde Maliye Bakanlığı, kadro karşılığında ücret fark alacaklarından feragat edilmesini talep etmektedir. Buna karşılık kıdem tazminatı ve birikmiş yıllık izin alacaklarından feragat hiçbir şekilde söz konusu edilmemiştir.
Bu arada Karayolları Genel Müdürlüğü işçisi olduklarının tespiti için adlarına dava açılan ve davaları devam eden üyelerimiz de vardır. Açılan davalar lehe sonuçlandığı takdirde bu üyelerimiz de çıkan kanundan yararlanması planlanmaktadır.
Ayrıca haklarında tespit davası bulunsun bulunması iş sözleşmesi feshedildiği için, işe iade davası açılan ve sonuçlandırılarak kesinleşen üyelerimiz de, iş iade kararları Karayolları işçisi olduklarına ilişkin tespit hükmü içerdiğinden sürekli işçi kadrosunda istihdam hakkından yararlanabilecektir. Ancak sürekli işçi kadrolarında istihdam için, yargı kararı ile doğan alacakların da tahsil edilmemiş olması arandığından, işe iade karan üzerine bu üyelerimizin işe başlatılması için başvuru yapılmışsa da üyelerimizin, ben artık Karayollarında çalışmayacağım haklarımı alın şeklinde talebi olmadıkça, işe başlatılmamalarına karşı iş güvencesi tazminatı ve yargılama sırasında boşta geçen sürenin en çok dört aylık kısmı için ücret alacak davalarının hemen açılması yoluna gidilmemiştir. Ancak sürecin uzamasının üyelerimiz üzerinde yarattığı huzursuzluk ve bıkkınlık bu davaların da açılmasını gündeme getirmiştir. Anılan davalar yargı kararma dayandıklarından 2015 yılının ilk aylarında sonuçlandırılacaktır. Davalar sonuçlanmadan, üyelerimizin sürekli işçi kadrolarında istihdamı sağlanabilirse, söz konusu davaların da sulh yoluyla sonlandırılması gerekecektir. Ancak davalardan feragat noktasında mutlaka üyelerimizin onayı alınacaktır. Davalarını sürdürüp haklarını alıp ayrılmak isteyenlerin bu tercihlerine de saygı gösterilip hakları alınacaktır.
Sendikamızın temel hedefi, üyelerimizin Karayolları Genel Müdürlüğünde kalıcı olarak istihdamıdır. Haricen açılan davalar sonucu işçilik alacaklarını tahsil eden bazı üyelerimiz bulunmakla birlikte sayıları çok değildir. Ancak, bazı avukatlarca üyeleriniz üzerinden kazanç temin edilmek üzere bu davaların sonuçlan reklam aracı olarak kullanılmakta, sendikamızın yürütmekte olduğu alacak davaları karalanmaktadır. Söz konusu avukatlar tamamen kazanç gayesiyle, etik dışı ve meslek kurallarını hiçe sayarak hareket etmektedir. Bu avukatlar bazı davalarda sonuç almışlarsa da Sendikamızın daha önce sonuçlandırdığı tespit davalarına dayalı olarak başarılı olabildikleri unutulmamalıdır. Sendikamız üyelerinden bugüne kadar aidat istemediği gibi, bütün dava masraflarını da üstlenmiştir. Yol-İş tarafından anılan davalar için yapılan masraf 7-8 milyon (eski parayla trilyon) lirayı geçmiş tir.
Taşeron konusu bugün Türkiye’de gündemde ise ve görüşülüyorsa bunda Yol-İş’in çok büyük payı olduğu unutulmamalı, özellikle dışarıdan avukatlarca parasal hakların hemen alınacağı, daha yüksek hak sağlanacağı gibi vaatlere inanılmamak, bu kişilerin sadece ve sadece ticari amaçla ve yürüyen davalar varken meslek kurallarına aykırı şekilde yaptıkları propagandalara prim verilmemelidir. Para temini kısa vadede mutluluk getirebilirse de uzun vadede güvenli, kalıcı ve iyi şartlarda bir çalışma olanağının, kısa vadede tüket ilinceye kadar üyelerimizi rahatlatacak bir paradan daha değerli olduğu unutulmamalıdır. Buna rağmen söz konusu propagandalara tevessül edenler olabilir. O takdirde yaptıkları seçimin doğurabileceği olumsuz sonuçları da göze almaları gerekecektir. Sendikamız böyle durumlarda, bugüne kadar talep etmediği üyelik aidatlarını, normal koşullarda istenmesi düşünülmeyen dava masraflarını ve avukatlık ücretlerini bu üyelerden talep etmek zorunda kalacaktır.
Son olarak belirtmek gerekir ki bütün uğraşılara rağmen üyelerimizin Karayolları Genel Müdürlüğünün sürekli işçi kadrolarında istihdamı mümkün olmazsa, Sendikamız, üyelerinin haklarını son kuruşuna kadar tahsil etmek üzere davaları takip edip en kısa zamanda sonuçlandıracaktır. Bu konuda kimsenin tereddüdü olmamalıdır. Ayrıca süreç için de emekliliğe hak kazanan, vefat eden üyelerimizin haklarının alınması için de davalar açılmış ve açılmaktadır.
Üyelerimizden tek isteğimiz sınırları çok zorlanmış, yıpranmış, yılgınlığa kapılmış olsalar da sabırlı olmaları, birlikte olmanın, dayanışmanın verdiği gücü hissetmeleridir. Üyelerimiz, bu açıklamalarımıza rağmen akıllarına takılan soruları her zaman faaliyet alanında bulundukları Yol-İş Şubesine müracaat ederek öğrenebilir.
En iyi dileklerimizle üyelerimizin bilgi edinmesini rica ederiz.
Türkiye YOL-İŞ Sendikası
Yönetim Kurulu


İzmir'de İşçiler Tek Yürek Oldu!

İzmir'de DİSK'e bağlı yaklaşık 5 bin işçi, 'Taşerona hayır' demek için yürüdü. Yürüyüşe, Türk- İş ve KESK'e bağlı serdikaların yanı sıra Soma'dan gelen maden işçileri, Büyükşehir Belediye Başkanı CHP'li Aziz Kocaoğlu ile milletvekilleri de katılıp işçilere destek verdi.



DİSK'e bağlı sendikalara üye olan işçiler, Basmane Meydanı'nda toplandı. Meydana CHP milletvekilleriyle gelen Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da işçilere destek verdi. Bu sırada Kocaoğlu'na tepki gösteren iki kişi ise işçiler tarafından meydandan uzaklaştırıldı. Aziz Kocaoğlu daha sonra DİSK Genel Başkanı Kani Beko ve Tekstil Sen Genel Başkanı Rıdvan Budak'ın koluna girip en önde yürüyüşe katıldı. Yaklaşık 5 bin işçi, daha sonra Basmane Meydanı'ndan Gündoğdu Meydanı'na kadar yürüdü. İşçiler, sık sık, 'Taşerona hayır', 'Taşerona geçit vermeyeceğiz', 'Susma haykır taşerona başkaldır' sloganları attı. Yürüyüşe Türk- İş ve KESK'e bağlı serdikaların yanı sıra Soma'dan gelen maden işçileri de destek verdi.



İşçilerin alana toplanmasının ardından DİSK Genel Başkanı Kani Beko konuştu. DİSK Genel Başkanı Beko, "Soma'daki katliamın üzerinden 4 ay geçti. Bu süre içerisinde maalesef 600 işçi kardeşimiz daha iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Yani Türkiye iki Soma katliamı daha yaşadı. Madenler, inşaatlar, tersaneler, fabrikalar, işçiler için mezarlığa dönüşüyor. İş güvenliği sağlamayan patrona yaptırım uygulaması gereken devlettir. Peki devleti yönetenler ne yapıyor? İş cinayetlerine savunma hazırlıyor. İş cinayetlerinin durması için yıllardır üç şey söylüyoruz. Denetimi bağımsız kurumlar yapmalı. İkincisi işçinin en büyük güvencesi örgütlü olmasıdır. Eğer bir işyerinde sendika yoksa işyerindeki sendika patronla ortak çalışıyorsa orada iş cinayeti bitmez. Bunun en iyi örneğini Somalı kardeşim bilir. Üçüncü konu ise taşeron yasaklanmalıdır. Çünkü taşeron demek iş cinayeti demektir, taşeron demek ölüm demektir. Taşeron sistemi, işçi sınıfına karşı açılmış bir savaştır. AKP iktidarının çıkardığı yasalarla taşeron zorunlu oldu. Kamu hizmetlerini de taşerona devretmek için her yolu deniyor. Bizim çocuklarımız alnının teriyle ekmek parasını kazanacak, onların taşerona köle olmasına izin vermeyeceğiz" dedi.

“Torba Yasa” ile DİSK Genel Merkezi’ndeki basın toplantısında DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Kani Beko’nun yaptığı açıklama :

Güzel günler torbadan çıkmadı, çıkmayacak!

Güzel günler, güzel bir gelecek bizim mücadelemizle gelecek!

GÜZEL GÜNLER TORBADAN ÇIKMADI, ÇIKMAYACAK!

GÜZEL GÜNLER, GÜZEL BİR GELECEK

BİZİM MÜCADELEMİZLE GELECEK!

Kamuoyunda Torba Yasa olarak anılan, 10 Eylül 2014 tarihinde TBMM’de kabul edilen 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması İle Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun’a ilişkin Konfederasyonumuzun değerlendirilmesi aşağıda sunulmuştur:

TORBA YASA’NIN YASALAŞMA SÜRECİ: TORBA, ÇORBA, ZORBA!

Öncelikle belirtmek gerekir ki Torba Yasa’nın yasalaşma süreci, Türkiye’de demokrasinin düzeyini gözler önüne sermiştir. AKP hükümeti, gerek Komisyon çalışmaları gerekse Meclis görüşmeleri sırasında “ben yaptım oldu” anlayışı ile Anayasa’yı, Meclis İç Tüzüğü’nü ve yerleşik teamülleri hiçe saymıştır. İktidar partisi Meclis’teki sayısal üstünlüğüne dayanarak bildiğini okumuştur.

Rant çevreleri ve bürokrasinin talep ettiği yasal düzenlemelerin ardı ardına eklenmesi nedeniyle Torba Yasa, adeta çorbaya dönmüştür. Kara paraların aklanması, meraların yağmalanması, ev işçilerinin 10 güne kadar sigortasız çalıştırılabilmesi için hazırlanan düzenlemeler bu çorbaya dahil edilmiştir. Hükümet internet üzerinde denetim, özelleştirme ve kamu çalışanlarının sürgünlerinde mahkeme kararlarına dayanmama, mahkeme kararlarına uymama hakkını kullanacağını ilan etmiştir.

AKP hükümeti, bu ihtiyaçları doğrultusunda kendi takvimini esas alarak, Meclis’i istediği zaman çalıştırmış, istediğinde tatil etmiştir. İstanbul’da rantı yüksek bir alanın AKP’li belediyeye bağlanmasını sağlayan düzenleme bir gece yarısı operasyonuyla geçirilmiştir. Ancak taşeron işçilerin, maden işçilerinin, Türkiye’de hayatını emeği ile kazanan milyonların talep ve beklentilerine yanıt verilmemiştir.

AKP SÖZÜNÜ BİR KEZ DAHA SÖYLEDİ: “DURMAK YOK, TAŞERONA DEVAM!”

Konfederasyonumuz başından beri, taşeronlaştırmanın tümüyle yasaklanması, tüm taşeron işçilerin asıl işverenin işçisi sayılmasını savunmuştur. Biliyoruz ki, taşeron işçilerin aslında tek bir talebi vardır: “Taşerondan kurtulmak!”

Meclis görüşmeleri sırasında, muhalefet partileri de, bu yönde değişiklik önergeleri vermiş, ancak bu önergeler AKP’li milletvekillerinin oyları ile reddedilmiştir. Yıllardır, “müjde, müjde, kadro geliyor” şeklindeki asılsız haberlere hiç ses çıkarmayan, taşeron işçileri beklenti ve umut içine sokan, bu umut ve beklentiden siyasi rant elde etmekten geri durmayan AKP hükümeti, kamuda çalışanlar başta olmak üzere milyonlarca taşeron işçinin taleplerine karşılık vermemiştir.

Son 12 yılda ülke tarihinin en büyük taşeronlaştırma dalgasının sorumlusu olan AKP hükümeti, “Durmak yok, taşerona devam” demiştir. AKP hükümetinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, defalarca taşeronlaştırmanın sömürü düzenine dönüştüğünü söylemiştir. İşte AKP hükümeti, bizzat kendi Bakanının itiraf ettiği bu sömürü düzeninde ısrar etmektedir.

TAŞERON İŞÇİLER İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER: “HİÇBİR MAKYAJ, SÖMÜRÜ DÜZENİNİ ÖRTEMEZ”!

Torba yasada taşeron işçiler ile ilgili düzenlemeler, hiçbir yeni hak getirmemektedir. Yıllık ücretli izin, kıdem tazminatı ve ücret ile ilgili düzenlemeler, İş Yasası’nda zaten mevcut olan ve/veya Yargıtay kararlarıyla artık kesinleşmiş olan haklardır. AKP hükümetinin yönettiği kamu kurumları ile taşeron şirketler tarafından elbirliği ile ihlal edilen bu haklar, Torba Yasa’da daha detaylı ve açık bir biçimde düzenlenmiştir. Öte yandan taşeron işçilerin sendikalaşması önündeki engeller kaldırılmamıştır. Taşeron şirketlerde toplu iş sözleşmesi imzalanması ve sözleşmeden doğacak farkın kamu tarafından ödenmesini, taşeron şirketlerin insafına terk eden bir düzenleme yapılmıştır.

Torba Yasa’da AKP’nin “muvazaa korkusunu” ortaya koyan çok sayıda düzenlemeye de yer verilmiştir. AKP hükümeti, kamu kurum ve kuruluşlarının personel açığını kapatmak için yeterli sayıda kamu personeli ve kamu işçisi istihdam etmekten yine kaçınmıştır. Bunun yerine hükümet, muvazaalı yani hileli taşeron uygulamalarını engellemek üzere yetkileri kendinde toplamayı ve muvazaanın faturasını bürokratlara kesmeyi tercih etmiştir.

DİSK olarak defalarca söyledik, bir kez daha söylüyoruz: Muvazaa, polisiye önlemlerle önlenemez. Sorunun kaynağına inilmedikçe, kamudaki kuralsız, hileli taşeronlaştırmanın önüne geçilemez. Hiçbir makyaj, bu sömürü düzenini örtemez!

MADEN İŞÇİLERİNE KISMİ HAKLAR: BU DÜZEN İŞÇİLERİ HEP MEZARA YOLLAR!

Soma faciasının ardından oluşan toplumsal tepki üzerine AKP hükümeti, Torba Yasa’da maden işçilerine kısmi haklar sağlayan düzenlemelere yer vermek zorunda kaldı. Maden işçileri ile ilgili en önemli düzenleme, “çalışma süresinin haftada 45 saatten 36 saate düşürülmesi”ne ilişkin düzenleme idi. Ancak bu düzenleme maden şirketlerinin yoğun baskısı neticesinde değiştirildi. Böylece işçilerin 36 saat yer altında, 9 saat yer üstünde, ancak yine toplamda 45 saat çalıştırılması olanaklı hale getirildi. Bu değişiklik ile AKP hükümeti, önceliği maden işçisine değil maden şirketlerine verdiğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Torba Yasa’da, maden işçileri için iş güvencesi bakımından kıdem şartının aranmaması, fazla çalışmaların yüzde 100 zamlı ödenmesi, ücretin iki asgari ücretten az olmaması, emeklilik yaşının düşürülmesi, Soma’da hayatını kaybeden işçilerin ailelerine ölüm aylığı/geliri bağlanması ve bir yakınlarının kamuda işe alınmasına ilişkin düzenlemeler yer aldı. Maden işçilerine kısmi haklar sağlanmakla birlikte, yüzlerce işçiyi mezara gönderen “özelleştirme/rödovans/taşeronlaştırma” üçgeni aynen korundu. Şüphesiz, işçiler için yapılacak her iyileştirme önemlidir ancak toplu iş cinayetlerinin temel nedenleri ortadan kaldırılmamıştır. Ucunda ölüm olduktan sonra, maden işçilerine sağlanan hiçbir hakkın önemi kalmamaktadır.

Nitekim, torba yasada madenlerde can güvenliği sağlayacak hiç bir düzenleme olmamasına rağmen Zonguldak’ta maden patronlar fiili lokavt ilan etmiştir. Özel sektör tarafından işletilen 22 madende üretim durdurulmuş, 4500 işçi işsiz bırakılmıştır. İşçiler can güvenliği isterken maden patronları en ufak bir maliyet artışına bile tahammül edemediklerini açıkça ifade etmişlerdir. İşçiye tanınan çok küçük haklar nedeniyle maden ocaklarının kapatılması, “özelleştirme/rödovans/taşeronlaştırma” üçgeninin iflas ettiğini göstermektedir. Madenler artık kamu eliyle işletilmelidir

BARAJLAR, YASAKLAR, BASKILAR DEVAM EDİYOR

Torba Yasa ile işkolu barajı yüzde 1’de sabitlenmiştir. Oranı kaç olursa olsun, sendikal hakların kullanılmasının önünde çok büyük engel teşkil eden işkolu barajı, Türkiye’nin de tarafı olduğu uluslararası sözleşmelere aykırıdır. On binlerce taşeron işçinin sendika üyeliği yok sayılmaktadır. Sonuç olarak sendikal haklara yönelik barajlar, yasaklar, baskılar hala devam etmektedir.

MÜCADELEYE DEVAM!

AKP hükümeti, işçinin, emekçinin, yoksulun değil; sermayenin, rantın, zenginin hükümeti olduğunu Torba Yasa’da bir kez daha gözler önüne sermiştir.

AKP hükümeti, “sömürü düzeni” olan taşeronlaştırmada ısrar etmiş, yeni Soma’ların yaşanmaması için kılını kıpırdatmamıştır.

DİSK, tüm emek ve meslek örgütlerini, emekten yana tüm güçleri, sendikalı ya da sendikasız, taşeron ya da değil tüm işçileri ve emekçileri, taşeronsuz bir Türkiye için, çalışırken ölmediğimiz bir Türkiye için, emeğin, barışın, demokrasinin, kardeşliğin Türkiyesi’ni birlikte yaratmak için mücadele etmeye, güçlerimizi birleştirmeye davet etmektedir…

Çünkü gelecek güzel günlerin AKP’nin torbasından çıkmayacağı bir kez daha görülmüştür. Çünkü güzel günler ellerimizdedir, bizim, işçi sınıfının ellerindedir…

Nazım Usta’nın da söylediği gibi:

“Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,

haklı günler, büyük günler,

gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,

ekmek, gül ve hürriyet günleri”.



2.SKALA ÇALIŞANLARININ MÜCADELESİ SÜRÜYOR

Yol-iş sendikasından istifa eden Kastamonu,Erzurum ve Diyarbakır bölgelerinde 2.skaladan ücret alan yaklaşık 100 işçinin verdikleri hukuk mücadelesi sürüyor.

Kastamonu bölgesinde çalışan işçilerin iş mahkemesinde sürdürdüğü mücadelede 15 ekim tarihinde duruşma yapılacak.Erzurum bölgesinde çalışan işçilerin mücadelesi ise Anayasa mahkemesinde karar aşamasına geldi.Diyarbakır bölgesinde çalışan işçilerin mücadelesi ise iş mahkemesinde devam ediyor.

Diğer bölgelerde 2.skalada çalışan sendikadan istifa eden üyeler olmasına rağmen açılmış bir hukuk davası bulunmuyor.

TORUNLAR CENTER ÖNÜNDE EYLEMDEYİZ
"HAK VERİLMEZ ALINIR"  "SUSKUN DEĞİL,MÜCADELECİ SENDİKACILIK" 

Masa başında binlerce lirayı işçilerin sırtından kazanan sendika ağaları Taşeron iş cinayetlerine ses çıkaramıyor,yüzlerce üyeleri bulunmasına rağmen tek eylem yapmıyorlar.Hükümetten korkan, hükümete sırtını dayayan yandaş sendikalar işçileri ölüme mahkum ediyorlar.

Sendikaların gelirleri ile kooperatif taksidi ödeyen bunlar,marka magazalardan aldıkları hediye çeklerini rüşvet olarak bürokratlara dağıtan bunlar,sendikaya arsa alıyoruz diyerek rant sağlayan bunlar,ispanya gezilerinde dansöz oynatan bunlar,torba yasada önerge ile taşerona kadro verilecek diyen bunlar,İşçiyi eyleme götürürken kiraladıkları araçlardan komisyon alan bunlar,işçinin eylemde giydiği şapkanın üzerinden komisyon alanlar bunlar,fatura sahtekarlığı yapanlar bunlar.Siz hala bu sendikacılara inanıyor ve güveniyormusunuz ?

Karayolları özelleştirilirken ses çıkarmayan bunlar,taşeron işçileri müteahhitlere peşkeş çeken bunlar,işçileri belediyelere sürgün edilirken ses çıkarmayan bunlar,masa başında 2.skalayı kabul ederek işçinin arasına nifak sokanlar bunlar.Siz hala bu sendikaya inanıyor ve güveniyormusunuz?

Karayolları nın yürekli,onurlu işçileri ! Bu yandaş işçi düşmanlarına mahkum değilsiniz.Gerçek bir sendika işçilerin haklarını almadan sorun çözülmeden masa başına görüşmek üzere oturmaz.Sendika işçilerin hakları verilmezse üretimden gelen gücünü kullanır.İş bırakır,eylem yapar olmadı grev ilan eder.Sizin sendikanız 37 aydır haklarınız verilmezken bunların hangisini yaptı? Gaz alam eylemleri yaptırdılar medya tek kelime yazmadı.Çünkü medya da bu sendikacıların ciğerini biliyor.

Toplu iş sözleşmeniz uygulanmıyor,mahkeme kararlarınız icraya konmadı,uygulanmayan yargı kararları için suç duyurusunda bulunulmadı,ahim e dava açma süresini kaçırtdılar,anayasa mahkemesine dava açmadılar.Alacak davalarını icraya koyamadılar.Çünkü kendi yolsuzluk dosyaları yargıtay savcılarının önünde.Siz hala bu sendikacılara güveniyormusunuz?

Gelin birlikde mücadele edelim."Hak verilmez alınır".İşçilerin masa başında haklarını aldıkları görülmemiştir.






TORBACILARIN KADRO YALANLARI ORTAYA ÇIKTI


GELİN CANLAR BİR OLALIM : DİRENMEDEN HAK ALINMAZ DİYENLERDENSİNİZ,ÇOCUKLARIMIN ONURUNU HAKKINI KİMSELERE YEDİRMEM DİYENLERDENSİNİZ,SATILMIŞ AVUKATLARLA DEĞİL İŞÇİ DOSTU AVUKATLARLA HAKLARINIZ ALINACAĞINA İNANIYORSANIZ,SENDİKACILIĞI MESLEK OLARAK GÖRENLERE İNANMAYIP SENDİKAL MÜCADELEYİ ONURU İÇİN YAPANLARDANIZ DİYORSANIZ,DAYAK YERİM GAZ YERİM AMA HAKKIMI YEDİRTMEM DİYORSANIZ GELİN BU KADRO MÜCADELESİNİ BİRLİKDE VERELİM.İŞÇİYE YALAN SÖYLEMEK SUÇTUR.SUÇLULARA DESDEK OLMAYIN.DEV YAPI İŞÇİLERİ Http://www.devyapi-is.org.tr/

TORUNLAR CENTER ÖNÜNDE YAPILAN PROTESTO YÜRÜYÜŞÜNDE ÇOK SAYIDA GÖZALTI VAR

KESK, DİSK, TTB, TMMOB ve siyasi partilerin çağrısıyla 10 işçinin yaşamını yitirdiği şantiyeye önüne yapılan protesto yürüyüşünün ardından dağılmak üzere olan kitleye polis gaz bombaları ve tazyikli su ile müdahale etti. Müdahale sonrası çok sayıda kişi gözaltına alındı.


Mecidiyeköy Meydanı'ndan 10 işçinin yaşamını yitirdiği Torun GYO'ya ait şantiyeye protesto yürüyüşü yapıldı. "Kaza değil, cinayet" yazılı pankart açıldığı yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı yürüyüşe, emek ve meslek örgütü temsilcilerinin yanı sıra HDP milletvekilleri Levent Tüzel ve Ertuğrul Kürkçü, CHP milletvekilleri Mahmut Tanal ile Melda Onur, Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan da katılarak destek verdi.

Yürüyüşün ardından DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu tarafından yapılan basın açıklamasında, yaşanılanın bir cinayet olduğunu vurgulanarak sorumlulardan hesap soruluncaya kadar mücadeleye devam edileceği belirtildi. Yaşanan cinayetin sorumlusunun sermayedarların olduğunu söyleyen Çerkezoğlu, ülkeyi koca bir şantiyeye çevirmekle övünenlerin iç güvenliği konusunda alınması gereken tedbirleri, birer maliyet unsuru olarak ele aldığını söyledi. 

Çerkezoğlu, çalışma yaşamının piyasalaştırılması ve taşeronlaşmayla sendikasızlaşmanın yasal mevzuatlarla desteklenmesi sonucunda iş cinayetlerinin hızla artığını ve iş güvenliğinin tamamen ortadan kaldırıldığına dikkat çekti. Çerkerzoğlu'nun ardından söz alan sendika temsilcileri de yaşanan olaya karşı kamuoyunu duyarlılığa çağırdı.

Basın açıklamasının ardından şantiye önünden ayrılmak üzere olan kitleye polis gaz bombaları ve tazyikli su ile müdahale etti. Müdahale sonucu çok sayıda kişi darp edilerek gözaltına alındı.



Taşerona karşı TBMM önündeki eylemde Soma unutulmadı, unutturulmayacak!

Soma’da bir işçi kardeşimizin daha cenazesi kaldırılırken, DİSK’liler ölen işçileri unutturmayacaklarını ve taleplerinin takipçisi olacaklarını bir kez daha ifade ettiler. DİSK/Genel-İş sendikasının “Taşeron Çalışma” ile ilgili TBMM önünde düzenlediği basın açıklamasında DİSK ve Genel İş Genel Başkanı Kani Beko başta olmak üzere DİSK Genel İş Yönetim Kurulu üyeleri üzerinde “Soma” yazan baretler giydiler.

Daha önce farklı zamanlarda Genel-İş Yönetim Kurulu ve Dev Maden Sen üyesi işçilerle meclise geldiklerini hatırlatan Genel Başkan Kani Beko, madenlerde iş güvenliği önlemlerinin alınması, taşeron sistemine son verilmesi başta olmak üzere Somalı işçilerin 15 yaşamsal talebini mecliste grubu olan partilere ilettiklerinin altını çizdi. Beko konuşmasında şöyle devam etti:

“Ancak ne oldu? Bu sözlerin hiç biri tutulmadı. AKP hükümeti işçilere yaşam odalarını bile çok gördü. Soma için çıkarmaya söz verdikleri yasaları, kendi ihtiyaç duydukları yasalarla beraber bir torbaya attılar. Torba yasayı çuval yasa yaptılar ve sonuçta 1-2 günde çıkacak yasaları aylardır çıkarmadılar. Sonuç ne oldu? Madenlerde ölümler devam etti. Son olarak da Soma’da Metin Keskin isimli üç çocuk sahibi madenci hayatını kaybetti. Şimdi bu kader mi? Fıtrat mı? Hayır arkadaşlar! Bunun adı cinayettir. Katil taşeron düzenidir. Katil işçiyi insan olarak görmeyen, sadece maliyet olarak gören anlayıştır.”

Düzenlenen basın açıklamasına, DİSK ve Genel İş sendikası Genel Başkanı Kani Beko, Genel-İş Genel Yönetim Kurulu Üyeleri, DİSK üyesi sendikaların Genel Başkanları ve Yönetim Kurulu Üyeleri, CHP İzmir Milletvekili Musa Çam, HDP Van Milletvekili Nazmi Gür ile çok sayıda Genel-İş üyesi işçi ve emek dostu hazır bulundu.

‘Susma haykır taşerona başkaldır, Gün gelecek devran dönecek AKP hesap verecek, AKP yasayı al başına çal’şeklinde slogan atan işçiler de üzerinde ‘Soma’ yazılı baret takıp, ıslık çalarak söz konusu yasa tasarısına tepki gösterdi.

Düzenlenen basın açıklamasında açılış konuşmasını yapan Genel-İş Genel Sekreteri Remzi Çalışkan, TBMM’de görüşülmekte olan “torba” yasa oturumlarında, iktidar partisinin, işçiden yana değil sermayeden yana tercihte bulunduğunu ifade ederek, artarak devam eden işçi ölümlerinden taşeron uygulamayı devam ettiren hükümetin sorumlu olduğunu belirtti. Çalışkan, önümüzdeki günlerde taşeronlaşmaya karşı bir dizi eylem yapacaklarını, işçileri güvenceden yoksun bırakan, onları en ilkel kölelik çalışma koşullarına mahkûm edecek “torba” yasa görüşmelerinde, işçiler aleyhine hükümlerin yasallaşmasına asla izin vermeyeceklerini söyledi.

DİSK ve Genel İş sendikası Genel Başkanı Kani Beko’nun yaptığı “Taşeronlaştırmanın adaleti sefalet ve ölümdür, İşçileri yaşatmak TBMM’nin görevidir” başlıklı basın açıklamasında da şu görüşlere yer verildi:

“Bilindiği gibi Genel İş sendikası ve konfederasyonumuz DİSK olarak daha önce defalarca ilan ettik: Bedeli ne olursa olsun taşerona karşı mücadele edeceğimizi söyledik. Taşeron zulmünü bu topraklardan söküp atana dek mücadele edeceğimize söz verdik. Çünkü taşeron demek açlık sınırının altında bir ücret demektir. Taşeron şirketlerde çalışan işçiler, asgari ücret sefaletine mahkûm edilmek istenmektedir. Taşeron demek iş cinayeti demek, ölüm demektir. 2014 yılının ilk sekiz ayında ölen 1270 işçinin önemli bir bölümü taşeron çalıştırılan işçilerdir. Taşeron demek çocuklarımızın geleceğini taşeron patronlarının insafına bırakmak demektir. Taşeron tüm haklarımızın gasp edilmesi demektir. Türkiye’de toplu sözleşmeden faydalanan işçi sayısının yüzde 5 düzeyinde olmasının başlıca nedeni taşeron sistemidir. (…)
Taşeron zulmünün yıkıcı etkilerini kısa vadede hafifletmek için atılması gereken adımları bir kez daha tekrarlıyoruz:
1. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı torba yasa ile İş Kanununda değişiklik yaparak taşeron sistemini daha yaygın hale getirmeyi planlamaktaydı. Sendikamız ve Konfederasyonumuzun diğer örgütlerle birlikte bu girişimi kısmen engellemiştir. İktidar bu girişimlerden tamamen vazgeçmelidir.
2. Bakanlar Kurulu, Belediyelere kanun tarafından tanınmış şirket kurma hakkını engellemekten vazgeçmelidir. Ayırca belediyeleri hizmet görmek için ihale açmaya zorlayan Kamu İhale Yasası düzenlemeleri kaldırılmalıdır.
3. Norm kadro uygulaması belediyeler için zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır. Belediyeler kendi kadrolarını kurabilmeli, şirket işçileri de belediye kadrolarına alınmalıdır.
Hükümet taşeron sistemine son vermeli, taşeron şirketlerde çalışan tüm işçilere kadro vermelidir. Unutulmamalıdır ki kamu hizmet en iyi kamu çalışanları eliyle yerine getirilir.”



INDUSTRİALL: GREV HAKKI TEMEL İŞÇİ HAKKIDIR !

2014 Haziran ayında,  Uluslararası Çalışma Konferansı’nda, işveren grubu, grev hakkına yönelik saldırısını sürdürdü. İşverenlerin grev hakkını gündem dışı tutma talebi üzerine, Aplikasyon Komitesi 19 önemli olay hakkında karar veremedi.

Saldırı, 2012 ILO Konferansı’nda işveren grubu sözcüsünün, grev hakkının uluslararası hukukta yer almadığını beklenmedik bir şekilde açıklaması üzerine başladı. İşverenler, görüşülecek ülkeler listesinde grev hakkıyla ilgili olaylar yer alıyorsa, o listeyi görüşüp mutabakata varmayı reddedeceklerini açıkladı. Bu katı tutum bir çıkmaza yol açtı.

Bu saldırı, işverenlerin yeni tutumuna aykırı, uluslararası alandaki yaklaşık 50 yıllık yerleşik içtihat sonrasında gerçekleşiyor. ILO’nun sendika özgürlüğü ve örgütlenme hakkı üzerine 87 nolu sözleşmesi grev hakkından açıkça söz etmese de, Sendika Özgürlüğü Komitesi ve Uzmanlar Komitesi, 1950′lerden beri, Sözleşme’nin 3. maddesinin grev hakkının korunmasını içerdiği kanısında.

1983 Genel Araştırması’nda, Uzmanlar Komitesi, Sendika Özgürlüğü Komitesi’nin varmış olduğu sonucu şöyle yineliyordu: “Grev hakkı, işçilerin ve onların örgütlerinin sosyal ve ekonomik çıkarlarını korumak için kullandığı asli araçlardan biridir”. O sıralar bu tespite işverenlerden hiçbir itiraz gelmemişti.

1997′de, “grev hakkı ve lokavt dahil, sendikal eylemin 87 nolu sözleşmede öngörüldüğü üzere sendika özgürlüğü ilkelerinin ayrılmaz bir parçasını oluşturduğu ilkesini” işverenler grubu bile bir kez daha teyit etmişti.

Hiçbir sendika greve laf olsun diye çıkmaz. Ama bizim yaklaşımımıza göre, işi durdurma hakkı esas olarak sendika ve toplu sözleşme özgürlüğüyle bağlantılıdır. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) deyimiyle, grev hakkı olmaksızın, toplu sözleşme hakkı “toplu dilenme” hakkından başka bir anlama gelmez.

2009′da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’yle ilgili bir vakada, grev hakkının varlığını, 87 nolu ILO Sözleşmesi’nin koruduğu sendika özgürlüğünün asli bir unsuru olarak kabul etmiştir.

Bütün dünyada hükümetler de benzer bir yaklaşımı benimsemiştir. ITUC’un bu konudaki raporu, en az 90 ülkenin grev hakkını anayasalarında vurguladığını belirtiyor.

Yunanistan anayasasının ifadesiyle: “Grev yasaya uygun olarak kurulmuş sendikalar tarafından işçilerin ekonomik ve genel çıkarlarını korumak ve geliştirmek için kullanılan bir haktır.“

Güney Afrika anayasasında ise şu hüküm yer alıyor: “Her işçinin sendikalaşma, sendikal faaliyetlere ve programlara katılma ve grev yapma hakkı vardır.”

İşveren tutumunun katılaşması, sendika karşıtı şirketlerin ve hükümetlerin işçi haklarına yönelik genel saldırısının bir parçasıdır. Bu, aynı zamanda, hakların kapsamını tanımlarken sözleşmeleri bütün dünyada kaynak olarak kullanılan ILO’yu zayıflatma girişimidir.

Küresel sendikal hareket, dünyanın her yerinde grev temel hakkını ve işçi haklarının dayanağı olarak ILO sözleşmelerini savunma kararlılığını koruyor.

 YOL-İŞ İN SEÇİMLERİNDE KULLANILAN DELEGE SEÇİM YÖNETMELİĞİ









ERZURUM (ALACAK )DAVASININ YARGITAY GEREKÇELİ BOZMA KARARI 
 Yol-iş in bugün işyerlerine gönderdiği metni inceleyecek her avukat yol-iş tarafından eksik bilgilendirme yapıldığını aşağıda yayınladığımız gerekçeli kararı inceleyerek anlayabilir.Yargıtay usul yönünden dosyanın bir kısmını incelemiş ve esasa girmeden bozmuştur.Kısaca bu alacak davası yeniden iş mahkemesinde görülecek yeniden yargıtay a gidecektir.Tüm taşeron işçisi arkadaşlarımıza saygı ile duyurulur.











YOL-İŞ SENDİKASI NIN AÇIKLAMASI