E-Bülten

Hava Durumu

Döviz

1 $ = 2,10 TL
1 € = 2,83 TL
732399 Ziyaretçi

DİLENENLER DEĞİL,DİRENENLER KAZANACAK.

DİSK KURUCU GENEL BAŞKANI KEMAL TÜRKLER

 
İlk yılları ve eğitimi

İşçi sınıfının önemli kişilerinden Kemal Türkler, 1926 yılında Denizli’de, yoksul bir ailenin ilk çocuğu olarak doğdu. Yoksullukla geçen bir ilkokul çağından sonra, genç yaşta hayatını terzi çırağı olarak çalışmaya başladı. Daha sonra gömlek ustalığı, ayakkabıcı çıraklığı gibi çeşitli işlerde çalıştı. Bu dönemde, işçi haklarıyla ilgili fikirleri şekillendi.
 
1944 yılında liseden mezun olan Türkler, yedek subay olarak askerliğini yaptı ve 1946 yılında tamamladı. Denizli'nin Tavas ilçesinde bir yıl devlet memuru olarak görev yaptı. 1947 yılında İstanbul Hukuk Fakültesine kaydoldu. Bu dönemde hayatını Bakırköy Emayetaş fabrikasında işçilik yaparak kazandı. Sendikal yaşamı da bu iş sayesinde başladı.
 
1949 yılında Türkler'in ailesi babasının sağlık sorunu dolayısıyla İstanbul'a taşındı. Türkler, hukuk fakültesinden 3. sınıfta ayrılmak zorunda kaldı ve 1953 yılına kadar gömlek terzisi olarak çalıştı ve satıcılık gibi işler de yaptı.
 
İş hayatı ve sendikal mücadelesi

13 Eylül 1953’de Maden-İş Sendikası'nın Bakırköy yönetim kurulu üyeliğine seçildi. 19 Mart 1954 tarihinde yapılan genel kurulda Maden-İş Sendikası'nın sekreterliğine getirildi. Yine aynı yıl, sağlık sorunları nedeniyle genel başkanlık görevinden ayrılan Yusuf Sıdal’ın görevini üstlendi. Böylece 1958 yılında Türkiye Maden İş Sendikası Türkiye genelinde örgütlenmeye başladı.
 
1958 yılında Kemal Türkler eşi Sabahat Türkler ile evlendi ve 1959 yılında Yasemin, 1961 yılında Nilgün adlı çocukları dünyaya geldi.
 
9 Ekim 1960'ta Türkiye Maden İş Sendikası, Milletlerarası Maden İşçileri Sendikaları Federasyonu’na üye oldu. Kemal Türkler 1961 yılında Türkiye İşçi Partisi kurucuları arasında yer aldı.
 
Kemal Türkler, 15 Temmuz 1966’da diğer bazı sendikacılarla birlikte Sendikalararası Dayanışma Anlaşması (SA-DA) verilen bir karara imza attı. Bunun sonucunda, MADEN-İŞ, BASIN-İŞ, LASTİK-İŞ, GIDA-İŞ 15 Ocak 1967’de Türk-İş’ten ayrılıp Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonunu (DİSK)kurdular. Bu tarihte Maden-İş sendikasından Kemal Türkler, Lastik-İş sendikasından Rıza Kuas, Maden İşçilerinden Mehmet Alpdündar, Basın-İş’ten İbrahim Güzelce, Gıda-İş’ten Kemal Nebioğlu, DİSK yönetim kuruluna seçildi.
 
DİSK'in sendikalar aleyhine olan bazı maddeleri protesto ettiği 15-16 Haziran 1970 Kemal Türkler ve arkadaşları da tutuklandı. Bu dönemde sendikalar protesto amaçlı greve devam ederken, toplu sözleşme çalışmaları sonuçsuz kaldı.
 
Daha sonra, DİSK, Devlet Güvenlik Yasası tasarısına karşı 16 Eylül 1976’da genel yas ilan ederek, örgütlü bir genel grev başlattı. Kemal Türkler bu kez de tutuklandı.
 
Disk’in 6. Genel Kurul’unda 26 Aralık 1977 Kemal Türkler, DİSK genel başkanlığını kaybetti.
 
1978 yılında İstanbul Taksim'deki 1 Mayıs kutlamalarında Maden-İş başkanı olarak yürüdü. 19 Aralık 1979’da yapılan Maden-İş sendikasının, 23. Genel Kurulunda, Enternasyonal Marşı’nın okunması nedeniyle tutuklandı.
 
Ölümü

22 Temmuz 1980'de evinin önünde vurularak öldürüldü.
 
Türkler cinayeti davası

Türkler’in ölümü ile ilgili olarak Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 2003 yılında sanık Ünal Osmanağaoğlu’nun beraatına karar verilmişti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi dosyada eksik soruşturma yapıldığı gerekçesi ile kararı bozmuştu. Yerel mahkeme bir kez daha sanık Osmanağaoğlu’nun beraatına karar verdi. Yargıtay sanıkla ilgili olarak keşif yapması, silahla ateş etmiş olmasından dolayı kararı bir kez daha bozdu. Mahkeme 2009’da berat kararında bir kez daha direndi. Karara yapılan itirazla birlikte Yargıtay Genel Kurulu hükmün bozulmasına karar verdi. Dosya yerel mahkemeye son gelişinde ise zaman aşımı gerekçesiyle düştü. Türkler’in avukatı Rasim Öz, dosyayı AİHM’e taşıdı. AİHM başvuruyu inceliyor.

Mücadeleci İşçi Önderi Kemal Türkler’i Unutmayacağız

Kemal Türkler, yaşamını, işçi sınıfının örgütlenmesine ve insanca yaşanacak bir dünya kurma mücadelesine adadı. Onun yaşamı direnişler, grevler ve mücadeleyle doluydu. Önderliğini yaptığı Maden-İş ve DİSK o dönemde işçilerin mücadele örgütleriydi. Patronlar sınıfının dayattığı uzlaşmacı sendikacılık anlayışına karşı işçilerin büyük bir güvenle sahip çıktıkları mücadeleci sendikalardı.


Sebahat Türkler, eşi Kemal Türkler’i İşçi Dayanışması’­na şu sözlerle anlatmıştı: “Sadece işyerlerinde değil, sokakta, alışverişte, sahilde, her yerde etrafımızı işçiler sarardı. İşçilerle çalışıyor, onlarla birlikteyken çok mutlu oluyordu. Hiç gösteriş düşkünü olmadı, iki buçuk yıl boyunca sendikadan tek kuruş para da almadı.”

DİSK’in unutulmaz önderi Kemal Türkler’in katledilmesinin üzerinden 34 yıl geçti. İşçi sınıfının yükselen mücadelesinin önünü kesmeye çalışan patronlar sınıfı Türkler’i ortadan kaldırmak istiyorlardı. Nitekim MHP’li faşist çeteler 22 Temmuz 1980’de Türkler’i katlettiler. Sömürü düzeninin sahipleri, Türkler’in katilinin yargılanmasını engellediler. Kemal Türkler’in katili yargılanmadan ve işçi sınıfına karşı işlediği bu suçun cezasını çekmeden öldü. Türkler’in esas katili sermaye sınıfıdır ve işçi sınıfı nihai hesabı elbet ondan soracaktır.

Kemal Türkler, yaşamını, işçi sınıfının örgütlenmesine ve insanca yaşanacak bir dünya kurma mücadelesine adadı. Onun yaşamı direnişler, grevler ve mücadeleyle doluydu. Önderliğini yaptığı Maden-İş ve DİSK o dönemde işçilerin mücadele örgütleriydi. Patronlar sınıfının dayattığı uzlaşmacı sendikacılık anlayışına karşı işçilerin büyük bir güvenle sahip çıktıkları mücadeleci sendikalardı. Elbette bunda Türkler’in ve mücadele arkadaşlarının payı büyüktü. Bu nedenle böylesi mücadeleci işçi önderlerinin hatırlanması ve yaşamlarından dersler çıkarılması, bugünün genç işçi kuşakları için büyük önem taşıyor.

Kemal Türkler, 1951’de Maden-İş Sendikası’na üye olarak sendikal örgütlenme içinde yerini aldı. 1954’te Maden-İş genel başkanlığına getirilen Türkler, sınıf içerisinde örgütlenme çalışmalarına hız vererek Maden-İş’in örgütlülüğünün tüm ülkeye yayılmasında önemli bir rol oynadı. Maden-İş, o gün üyesi olduğu Türk-İş içinde öne çıkmaya başladı.

Kavel işçilerinin 1963’te başlattığı direniş sırasında işçilerin başındaydı Türkler. Kemal Türkler, bu yıllarda Türk-İş yönetiminin grevlere karşı takındığı patron yanlısı tavrı ve sendikal anlayışı eleştiriyordu. Türk-İş, Paşabahçe grevini desteklemeyerek işçileri yalnız bırakmıştı. Bunun üzerine Kemal Türkler, daha mücadeleci bir sendikal anlayışı savunan diğer arkadaşlarıyla birlikte Türk-İş’ten koparak yeni bir sendikal birlik oluşturma sürecini hızlandırdı. 13 Şubat 1967’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruldu.

Mücadeleci sınıf sendikacılığı anlayışını yükselten DİSK, hem patronlar sınıfını hem de işbirlikçi Türk-İş yönetimini ürkütmüştü. Bu nedenle DİSK kapatılmak istendi. Ancak 150 bin işçinin 15-16 Haziran 1970’te iki gün boyunca direnişe geçerek DİSK’i sahiplenmesi, sendikanın kapatılmasını engellemişti.

50 yıldan beri kutlanamayan ve işçi sınıfına unutturulmak istenen 1 Mayıs’ın 1976 yılında açık alanda kitlesel olarak kutlanmasında, o dönemde DİSK’in Genel Başkanı olan Kemal Türkler’in önemli bir rolü oldu. Yüz binlerin katıldığı 1977 1 Mayısı’nın örgütlenmesinde ise Kemal Türkler’in rolü yine önemliydi. Ancak o yılın sonunda yapılan DİSK genel kurulunda Türkler, CHP’li sendikacıların ve bazı reformist solcuların manevraları sonucu genel başkanlığa seçilemedi. Fakat Türkler, Maden-İş Genel Başkanı olarak çalışmalarını sürdürecekti. Ancak yükselen devrimci işçi hareketini bastırmak isteyen patronlar sınıfı, işçi sınıfının bu çalışkan, dürüst ve mücadeleci önderini katletti.

Sebahat Türkler, eşi Kemal Türkler’i İşçi Dayanışması’­na şu sözlerle anlatmıştı: “Sadece işyerlerinde değil, sokakta, alışverişte, sahilde, her yerde etrafımızı işçiler sarardı. İşçilerle çalışıyor, onlarla birlikteyken çok mutlu oluyordu. Hiç gösteriş düşkünü olmadı, iki buçuk yıl boyunca sendikadan tek kuruş para da almadı.” İşçilerin güvendiği, her daim yanında oldukları Türkler, bugünün sendikacılarına hiç benzemiyordu. Koltuklardan kalkmadan, mücadeleye girmeden, sınıfın güvenini kazanmadan işçi önderi haline gelinmiyor.

Geçmişte mücadeleci bir sendikal anlayışın açtığı yolda işçi sınıfı birçok hak kazanmıştı. Bu mücadeleci anlayış 15-16 Haziran’da kendini göstermiş ve işçi sınıfı sendikasına sahip çıkmıştı. 1 Mayıs, DGM direnişleri, MESS grevleri ve faşizme karşı verilen mücadelelerde Kemal Türkler hep ön saflardaydı.

İşçi sınıfı ne Kemal Türkler’i ne de verilen mücadeleleri unutacak! Katillerden ve kapitalist düzenden hesap elbet sorulacak ve bilinçli işçilerin önderliğinde sendikalar, yeniden gerçek birer işçi örgütü haline getirilecek!

YILDIRIM KOÇ/ İşçi sınıfı ve anti-emperyalist mücadele

15 Aralık 2009 günü başlayan 78 günlük Tekel eylemi, Türkiye işçi sınıfı tarihinin önemli mücadelelerinden biridir. Ancak bu eylemde anti-emperyalist sloganlar yoktu. Halbuki Tekel eylemine yol açan özelleştirme politikalarının sorumlusu, bu politikaları uygulayan hükümetlerin ötesinde, bu politikaları Türkiye'ye dayatan ABD ve AB emperyalizmiydi.

Benzer bir eksikliği, özelleştirmeye karşı yıllardır başarılı bir mücadele yürüten Yatağan, Kemerköy ve Yeniköy termik santralleri ile maden ocaklarında çalışan işçilerin ve sendikalarının tavrında da görüyorum.

Tekel işçileri, özelleştirmeye karşı olmaktan çok, özelleştirmenin sonuçlarına, "geçici personel" statüsüne geçirilmeye karşıydılar.

Yatağan enerji ve maden işçilerinin mücadelesi, bu açıdan bakıldığında, çok daha bilinçlidir; yıllardır özelleştirmeye karşı çıkıştır. Ancak özelleştirmenin gerçek dayatıcısı olan emperyalizme karşı çıkış eksik kalmaktadır.

Bu önemli ve başarılı eylemlerin ortak bir eksikliği daha var.

"Tekel vatandır; vatan satılmaz" yaklaşımı, işçi sınıfının sendikal mücadelesinde önemli bir aşamadır. Gerçekten de kamu kuruluşları vatandır, vatanın varlığının ana dayanaklarındandır.

ANTİ-EMPERYALİST

MÜCADELE ESASTIR

Ancak vatan yalnızca Tekel, yalnızca Yatağan değildir.

Yatağan'ın kurtuluşu, Tekel'in ve bugüne kadar yok edilen diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden kamu mülkiyetine geçirilmesi, bir kısmının da yeniden inşa edilerek üretime sokulması, ancak ve ancak açık bir anti-emperyalist mücadeleyle gerçekleştirilebilir.

Türk-İş bir dönem emperyalizme açık bir biçimde karşı çıkma bilincini ve cesaretini göstermişti.

2001 yılı sonlarında Türk-İş Genel Başkan Danışmanı görevini sürdürürken hazırladığım "Avrupa Birliği, Kıbrıs, Ermeni Soykırımı İddiaları, Azınlıklar-Bölücülük, Ege Sorunu, Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulu, IMF Programları Konularında Türkiye'den Ne İstiyor?" raporu, önce Türk-İş Yönetim Kurulu, ardından da Başkanlar Kurulu tarafından onaylanarak, Cumhurbaşkanı A.N.Sezer'e Türk-İş adına sunulmuştu.

TÜRK-İŞ YİNE EMPERYALİZME KARŞI ÇIKMALIDIR

Bu metinde Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye dayattığı politikalara açık bir biçimde karşı çıkılıyordu.

Türk-İş'in ve bazı sendikaların Avrupa Birliği'ne ilişkin en önemli belgelerinden biri, 7 Haziran 2002 günlü Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlanan "Türkiye Cumhuriyeti'ni Kuran Türk Ulusuna" başlıklı bildiridir.

Bu bildiri, öğretim üyeleri, emekli askerler ve yazarların yanı sıra, Türk-İş genel merkez yöneticileri (B.Meral, H.Karakoç, M.Kumlu, S.Kılıç, Ç. Altun) ile Türk Harb-İş, Çimse-İş, T.Haber-İş, Koop-İş, Orman-İş, Demiryol-İş, Tes-İş, Yol-İş, Sağlık-İş, Ağaç-İş, Liman-İş, Tarım-İş, BASS, Teksif, Türkiye Maden-İş, Türk Metal, Şeker-İş yöneticileri tarafından da imzalandı.

Bildiri, Avrupa Birliği'nin çeşitli konulardaki tavrını sert bir biçimde eleştirdikten sonra şöyle diyordu: "Avrupa Birliği, Türk ulusunun tarihine hakaret eder; Türkiye'nin ulusal menfaatlerini görmezlikten gelen adımları atar ve terör sürecinin arkasına manevi bir destek oluştururken; ülkemizde bazı çevreler, bilinçli veya bilinçsiz Avrupa Birliği'nin saldırgan ve kötü niyetli politikalarını sürekli olarak ulusumuzun gözünden kaçırmaya ve örtmeye çalışmaktadırlar. Bu çevreler, ülkemizin Avrupa Birliği ile pazarlık gücünü kırarak, Avrupa Birliği karşısında Türkiye'yi tümüyle etkisiz bırakarak, Türkiye'nin Avrupa Birliği karşısında boyun eğer bir tutum içine girmesi için çaba sarf etmektedirler."

TAŞERONA KARŞI 100 BİN İMZA MECLİS BAŞKANLIĞI NA SUNULDU


İşçiler, Türkiye'nin 30 ilinde taşeronlaştırma ve iş cinayetlerine karşı topladıkları 100 bin imzayı Meclis’e teslim etti. Meclis komisyonlarında görüşülen torba yasaya tepki gösteren işçiler, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’le görüşerek taleplerini iletti. 
Birçok ilden gelen işçiler, topladıkları imzaları Meclis’e götürmeden önce Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Selma Gürkan ve HDP Milletvekili Levent Tüzel'le beraber Madenci Anıtı önünde basın açıklaması yaptı. Çok sayıda işyerinden işçi temsilcileri ve sendikacaların katıldığı açıklamada işçiler “Taşeron ölümdür durdurulsun”, “İşçiler ölmesin, patronlar büyümesin” sloganlarını attı. 

TAŞERONLAŞTIRMA TORBASI
HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel de torba yasayla AKP'nin işçi katliamlarını yasal hale getirmeye çalıştığını ve kamuoyunu bu torba yasa hakkında yanıltmaya çalıştığını söyledi. Kendisinin ve partisinin taşeronlaşmaya karşı birçok teklif verdiğini ancak AKP'nin komisyonlarda bunları geçiştirdiğini vurgulayan Tüzel, "AKP sermaye sınıfının istediği taşeronlaştırmayı, Meclis'ten torba yasa olarak çıkaracak" dedi. 

30 İLDEN İMZA TAŞERONA KARŞI YAĞDI!
Basın açıklamasının ardından işçiler ve Tüzel toplanan 100 bin imzayı Meclis'e götürdü. İstanbul, Ankara, Adana, Antalya, Aydın,Amasya, Adıyaman, Antep, Bursa, Bolu, Balıkesir, Dersim, Diyarbakır, Çanakkale, Çorum, Eskişehir, Elazığ, Kocaeli, Gebze, Mersin, Malatya, Maraş, Kayseri, Ordu, Van, Soma, Zonguldak ve diğer illerden toplanan imzalar, Tüzel ve beraberindeki işçi heyeti tarafından Meclis Başkanı Cemil Çicek'e verildi.